İNTİKAM


Beğenmediğim sonu, siler baştan yazarım.
Twitter: @iremkucukcongar

4 Ocak 2015 Pazar

Ruhları Sığmadı Bedenlerine

Tonlarca yük var merkez noktada oraya yaklaşıp kendine göre en fazlasını sırtına alan yorgun devam ediyor yoluna
Binlerce sıfat var ormanın ortasında silik haritasından yolunu kaybeden herkes en büyük hakareti alıp ismine başlıyor başını kaldırmaya
Susmanın ölüme hazırlık yapmasını uzaktan seyir halinde, sakin topluluklar
Tüm hataların adını tecrübe koymuşlar
Kendi içinde bir sürü savaşı olan zavallılar bir de kalkıp etraflarındaki cepheler de pes ediyorlar yenilgi büyük
Askerler yerine duyguları, silahlar yerine sözcükleri var...
Ruhun hapsi
hiç beklemeyecekleri dillerden imkan vermeyecekleri cümleler işitince içlerindeki pimi çekili bombanın şarapnellerini kusuyorlar...
Esrarlarını anlatmak paranoyaklıklarına haksızlık.
Sonların da sonsuzluk var...
Göz bebeklerinin derininde ince ince dolanan sızı var, sonrasında göz yaşı olan...
Ölürken veda edemedikleri dostları var...
Bir yanında mezarlar diğer yanında yaşamlar varken hangi tarafı daha yakın gerçeğe?
Bunca karmaşa içinde cehennem dünyanın içindeki ateşteyse cennet burası mı?
Tümlerin ardından yok oluşlar mı daha sessiz var oluşlar mı, bedenler de ?
Binlerce düşünceyle beynimin arenasında bu kadarını yazabiliyorum yine...
Geri kalan kelimeleri kendime itiraf bile edemiyorum...
Ben zincirlerimi kırdıkça halatlar dolandı boynuma...
Ve nesiller atalarının varlığını sorgularken öğrendiler...
İlk evcilleştirilmiş hayvanlardı, insanlar....


25 Aralık 2014 Perşembe

Kelebek Etkisi

Ellerini kavuşturmus birbirine duruyorlar öylece...
Öfkeli müzikler gelip geçmiş ama ezmemiş hiç...
Aldatılmış gerçekler, ihanetle boğuşan bedenler isyana karalanmış
Herkesle bütün olmuş ama yalnız gibi...
Sanki hiç uyanmayacakmış gibi rüyadan
Gözyaşları yarışırken yağmurla
Ben koşarken caddelerin yoğunluğun da  köprünün diğer ucuna
Dengesel tüm kayıpları
İnançsal tüm değerleri bir bir anlatırken gökyüzüne
Hangi sahtelik taş olabilir ayağıma?
Sustukça mı büyüdüm,  büyüdüğüm için mi sustum sorunlarıyla...
Yalanların panzehrine, gökte asılı kalmış yıldırımlarla hipnoz oldum bir başıma...


19 Kasım 2014 Çarşamba

Mantığına Küsmüş Asılsızlar

Korktuklarının kokusunu hissettiğinde yanıbaşında.  Varlığının lanetiyle savrulduğun dünyanın dibinde.
En dibinde cehennemin...
Sıcaklığını sorguladığın da buzla kapladıklarında bedenini.  Sustuk dolu dolu gözlerle.
Yok ol dediler kaldık bir apartmanın köşesinde.
Ara sokakların da ıssız yerlerinde ışıksız dolandık.
kaybol ağla yeterli gözyaşları açar kapıları
Kes sesini tüm teller soyut kaldı.
Hadi söyleyelim en başından kahrolduğumuz vücutlara sitemlerle.
Mimiklerini öğrenemeden öldür bebeklerini...
Cezaların öldüğün için mi yoksa en başından doğmak mıydı hata.
Kaçarken kılıçlardan bombaları unutmuşuz.
Canım yandı kanadı içim yine de ağzımı açıp diyemedim ki pişmanım.
 Doğrulunca kuyudan ıslak boğazında düğümlerle tek bi sefer için astım kendimi ipine.
gün ışığı vuruyordu oysaki siyah siyah dalgalandı, gözlerim buğulu.
Sokaklarının grisinde bir dudak kırmızı...
En parlak yıldıza anlatarak derdimi bitirdim rujumu
Tüm çizgileri ayrı ayrı çizdim bulanık suda mide bulantısıyla kusarak say dedim saniyeleri
son bir kurşunla avucumda öksürerek sesim kısık bağırdım kafesin demirlerine
Döndür kafanı oyuna dahil ol şimdi etrafında binlerce gülen maske.
bir öfkeyle içimde, bacaklarının arasına dünyayı almış zehirlerini kusanlara, kapatarak kapımı sus dedim o kadar.
kufretme dedim o kadar.
Zamanın boşluğunda karadeliğe yakalanıp sarsılıyorum.
Siz yaşınızın gerektirdiği duyguları yaşamaya çalışırken kendine saygısını yitirmiş pislikler.
Ben duygulara küs yalnızlık diyorum.  yalnızlığı savunuyorum.

26 Eylül 2014 Cuma

Fazla büyüttüm

Eskiden hissetmezdim veya bastırırdım belirtileri öldürene kadar.
Duygularım olmayınca hata yapmazdım hiç. Her şey mantığa dahildi.
Insanlara bağlı kalmak... Birinin önünde ağlamak aşağılık bi' durumdu.
Sistemlere soverek özgür düşünerek ve hiçbir etki altında kalmadan konuşurdum.
En önde ama en dik yürüyendim.
Kısa bir süredir duygularıma yenik düşüyorum.  Yazarak geçmeyen ve sonu olmayan konumlarda yer edindim.
Arsızdım bahtsızlığıma meğer içimde büyümüş her şey.
Şimdi içimdeki hiçbir şey net ve tek değil.  adeta herkesle ve her cümleyle savaşım var.
Yine de yaşamak lazım
Tanrı dokunsun tekrar kaybettiğim ruhuma.
Birkaç serseriye bedel söylemlerim
     İstediğim kadar çok sözcük olsun hafızamda takılı kalıyorum hayallerime dair tüm cümlelerde. Sadece bana mühürlü hepsi okuyunca anlaşılmaz.
Her harfinde içimden yollar var, karların yağdığı gibi ayak izlerine, zihnimden beyaz bir örtü dökülüyor, gülümsüyorum.
Hatrımda tüm boşluklarımın dolu olduğu zamanlardan kalıntılar var.
Gözlerimin altı mor artık buz gibi bedenim ruhumun yokluğundan.
Aklımda canlı kalan huzurlayım, geceyi aydınlatan sarı sokak lambalarının altında.
Kalemi tutamıyorum ellerimde ritim var vücudumdan ayrı...
Hissetmiyorum kalbim sıkılmış kanlarından.
Duymuyorum içimde boğuk bir gürültü var. Sesler kulaklarımı kapattıkca netlesiyor, derinimde.
Varlığına alıştığım da yok olan,  yokluğuyla boğustuğumda  varlığını kanıtlamaya çalışan yapaylıklar ve ufak tefek parça parça anılarla bir başıma odanın karanlığında ne yazdığımı okuyamıyorum.
Öfkem büyük,  kendime lanet ediyorum pişmanlıklarımla susuyorum köşemde.
Yaktım tüm kağıtları, totemlerim faydasız.
Bir mum ışığında geçirebilirim gecelerimi,  güneşi sevmiyorum.
Kendi tavırlarımdan rahatsızım çok şımardım.
Benliğimin açlığını doyurmaya çalışıyorum arda kalan küllerle.
Sözün bittiği değilde noktanın yerine konduğu yerdeyim karşımda sokaktaki duvarlar var.
Artık cümlelerimi suya bağışlıyorum.
Masalları da içimdeki hapishaneden salıyorum intihar etmeleri şartıyla.
Zaten unutmuşum sonlarını... Baştan yazıp imzaladım dalganın kumla birleştiği yerdeler.


Ve bu da son veda başlangıcı yok. Vakit doldu çünkü ben de gideyim artık....

26 Eylül 2013 Perşembe

Dedem..

Hayat alıp götürdüğünde sizden bir şeyleri gerçeklerle yüzleşiyorsunuz.

Bir hayat gelip geçerken, delip de geçiyor hepimizi. Birer birer, biz yitiriyoruz nefeslerimizi.

Ömür kısa, hayat 3 günlük...
Anlaşılması güç ama yok. Ne nasıl oluyor diye kavrayamadan geçiyoruz hepimiz birbirimizden.
Saçmasapan hayatlar, gereksiz hevesler yerine unuttuğumuz o insanları aldıklarında bizden her şeye küsüyoruz.
Ertelenmesi gereken en son kişileri erteleyip vicdan azabından kıvranıyoruz işte.

Boğuşuyorum yine. Ölümle boğuşuyorum.
Vicdanımla baş başayım yine her gece acıdan kıvranıyorum.
Her seferinde gidiyor birileri ama hiçbirine alışamıyorum.
Ağlayamıyorum bile... Henüz kavrayamıyorum ne olduğunu.

Sussak mı bağırsak mı... söksek mi şu acılı kalbi bedenimizden.
Her gün biraz daha boş evler..
Bir kişi dünyada ne büyük kalabalık yaparmış meğer. Sesi, hareketi nasıl da güven verirmiş insana...
Birden gidince, bitince bomboşuz hepimiz.
Oturulan koltukta boş, konuşulan telefonda..

Geri gelmeyecek, biliyorum.
Bir daha asla açılan üstümü örtemeyecek belki... Ama  yıldızları seyrederken ben elimden tutuyor olacak yine.

28 Haziran 2013 Cuma

Yalnızlık fısıldayışı ..

 Herkes gidiyor bir yerlere, herkes kaçıyor uzaklaşıyor insanlardan.herkes yalnız olmanın derdinde.. Ama hepside birbirinin peşinde.
Hissiz ve bencil.. Açıp ağzını, yuman kalbini duygusuz kelimelerle süslü o yalan yüzler ve delip geçtiğinde kelimeleri cam kadar boş gözükmeyen insanlar.
İstemsizce sitem ediyorum bu yalanlara. İstemsizce kilitleyip odama kendimi yazı yazmak istiyorum.
Kapatıp telefonumu susturmak herkesi.. bırak çatlasınlar meraktan veya dur ve bak kimin umrundasın?
Yalnızlığa çare arıyorlar, yalnız doğduklarını bilmeden, toprağa yalnız gireceklerini umursamadan.
Yalnız herkes, yalnızlık güzel.. Belki de bir içki.. kötü bir koku, kötü bir tat ama hoş bir mutluluk, uyuşmuşluk, umursamazlık..
Hepimiz suçsuzuz aslında.. Özellikle de ben.
Çünkü ben yalnız olmam gerektiğinin bilincinde olduğum halde yalnız olmamak için çaba gösteren o salak yükümlü insanlardanım.
Ben yaşımın verdiği saçma duyguları doyasıya yaşayan ama bu yüzden sürekli mantığımla kavga eden ufacık bir kızım.
En çok güvenilecek insanlardan biriyim, sırlar sır, özeller özel kalır bende.
Ama bir yandan da acı çektirene acı çektiririm.
Herkesi anlıyorum, hareketleri, mimikleri, yalanları... Ama sadece susuyorum.
Susmak, hayatın en önemli parçasıdır çünkü. Hayaller susarak kurulur. Gözlerini kapayıp Cem Adrian dinleyerek yaşanılır. Hatta bazen tuhaf gelir bana, üç dakikalık bir şarkıya o kadar hayali sığdırabilmem.
*
Gözyaşlarımla tazelenen yüzümde her acının bir şekillenişi var.
Her acının bir ferahlığı, her acının bir karanlığı...
Sadece bazen zihnimin gizemi kaybolmasın diye kahverengi perdeleri açmam odamda.. Karanlıktayken daha gizli, daha güvendeyim çünkü.
Karanlık benim için gizli sekme gibi.. rahatlık var içimde bilinmezlik.. Gerçeklerin üzerine bir sır perdesi, dertlerin üzerine bir okyanus, karanlık. Ulaşılmaz.
Sevgi sözcükleri fısıldayan dolunay ışığı.. Uyuyan insanoğlunun sessizliği..
Gündüzleri uyumak, geceleri uyanmak... Hiç kimseyle konuşmamak.. susmak, unutulmak ve unutmak . Her şey böyle güzel, uzaktan. Her şey böyle kalıcı sadece bendeyken.
Sadece tek bir soru sormak istiyorum benim bu halimi eleştirenlere.. ''Sen hiçbir zaman doğmamış olmayı istemedin mi? ''

25 Haziran 2013 Salı

Kalıcı hatalar var hayatta. En başta yapılan ve tüm ömür boyunca acısı hissedilen. Umrunda olmaması için çaba sarf ettiğin ama her dakika seni ele geçirmek için içinde bekleyen bir korku. İşte o an bitmiştir hayat. Hataların korkuya dönüştüğü an elinden uçup gitmiştir mutluluğun. Bağımlı olursun bir kere insanlara. Onlarsız olmaz sanırsın. Acı çekersin, saatlerini harcarsın sadece tek bir mutluluk için. Hiçbir şey mutlu edemez seni, asla korkunla başa çıkamazsaın. Güvenemezsin arkanda bıraktıklarına. Düştüğün de elinden tutmayacaklarını düşünürsün. Saçmasapan ergen saplantılarına girersin benim yaşımdaysan.. yaşayamazsın. Her dakikanın acı dolu olduğu o zamanlarda tek bir fısıldayışa ihtiyaç duyarsın''Korkma, ben her zaman yanındayım'' ...