İNTİKAM


Beğenmediğim sonu, siler baştan yazarım.
Twitter: @iremkucukcongar

14 Şubat 2015 Cumartesi

Yas günü

Kusursuzluk bilinciyle yanıp tutuşan ülkemin vatandaşları bu tür konular da ürkek.
Konu hak aramaya, insanları bilinçlendirmeye geldiğinde korkularıyla terliyorlar, bir köşe de.
Ve onlar korkularıyla terledikçe üç tane erkek de şehvet haliyle terliyor.
Ama o erkekler haklıydı çünkü Özgecan Aslan, çarşaf giymedi,
Onun okumasına ne gerek vardı zaten, 14 yaşında evlenip çocuklarına baksaydı değil mi?
Kocasına köle olsaydı, ev halkına hizmetçi...
Düşünmek neyineydi etrafındaki erkek kitlesi onun yerine konuşurlardı.
Kadınlar güçsüzdür ve
Sırf kadın olduğu için bile o otobüse binmemeliydi.
Bu ülkedeki işsizliğin kadınlar yüzünden olduğunu söylemişti kurs hocam...
Çalışmak erkekler içinmiş ve iş potansiyeli buna göre ayarlıymış...
Bunları söyleyen bir kadındı. Ve binlerce kadın aynı seviye de kendini yoksayıyor.
Sizi saçmasapan meselelerle doldurmalarına, beyinlerinizi yıkamalarına izin verirseniz, zihniyetlerine sövmek yerine boyun eğip haklılar derseniz Arabistan'daki kadınların kimliksiz olma durumuna, oğullarından veya eşlerinden bağımsız hareket edemedikleri yönetime övgüler yağdırılacak.
Ama, unutmuşum özür dilerim, ses çıkaramazsınız çünkü bugün sevgililer günü.
Bedenleri parayla satılan, yakılan, ruhları dondurulan binlerce kadının adına mı kutladınız, bilmiyorum.

Ama bugünden sonrası için öldürülmediğiniz her günü kutlayın...
insan uzuvlarına sahip olmaları insan oldukları anlamına gelmez!



7 Şubat 2015 Cumartesi

Ölümsüzlüğümden

Sokakların sessizliğinde yankılanıyor içimin fırtınası, gözlerim kapalı....
Yarınlara olan inancım yok bugünler sakin beni bekliyor..
Ağlayan suratlar, çaresizliğin fiyasko tabloları...
Belirli çemberler de kan gölleri...
Taş yığınlarının altında nasıl olduğu belirsiz soluklar...
Uğultu rüzgarlarda...
Binlerce ölümsüzlüğün altında yere oturup siyahlığıyla bütünleşiyorum gecenin...
Söylemlerin isyanı var derinimde...

Bir duanın ardındaki gözyaşı gibi...
Bir tiyatronun en samimiyetsiz yerindeki alkış gibi...
Bir şarkının en ince tonundaki umut kırıntısı gibi...

Yorgun her bedenin kırışık yüzleri...
Gülümseyince çizgileri belirginleşen gözleri...
Yardım için kaldıkları elleri kanlı...
Enkazların içinde insan uzuvları...
Yarıklarıyla yürüyemeyen ayaklar...
Bir dağın başına oturup sanki izliyorum kırıkları...
Çığlıkları.... sesleri... yardımları... görüntüleri...
En büyüğünden en küçüğüne...
Ruhuma yaptığım kazılardan elime bulaşan kanlarla...
Merhaba depremim. Elveda içimdeki yığınların arasında kaybolan mizaçlar...
Uğultu rüzgarlarda.. gözlerim kapalı...
Beklemeyin baharları... Yıkılın duygularımın sağlam olmayan kökleri...
İnce bir ipe bağlı mumlarım devrilin domino taşları misali...
Kanatları yere değse bile gövdesini yere bırakmayan kuş gibi...
Annesini hiç tanımadığı halde rüyalarında ona sığınan  çocuk gibi...
Tüm imkansızlığa rağmen hayallerinden asla kopmayan kibritçi kız gibi...
Düşüncelerimin yarattığı sarsıntıyla vazgeçin duygularım...
İçimdeki bu depremin kalbimden söktüğü parçalar da boğulduğumdan değil...
Ölümüm, ölümsüzlüğümden...