İNTİKAM


Beğenmediğim sonu, siler baştan yazarım.
Twitter: @iremkucukcongar

26 Eylül 2014 Cuma

Fazla büyüttüm

Eskiden hissetmezdim veya bastırırdım belirtileri öldürene kadar.
Duygularım olmayınca hata yapmazdım hiç. Her şey mantığa dahildi.
Insanlara bağlı kalmak... Birinin önünde ağlamak aşağılık bi' durumdu.
Sistemlere soverek özgür düşünerek ve hiçbir etki altında kalmadan konuşurdum.
En önde ama en dik yürüyendim.
Kısa bir süredir duygularıma yenik düşüyorum.  Yazarak geçmeyen ve sonu olmayan konumlarda yer edindim.
Arsızdım bahtsızlığıma meğer içimde büyümüş her şey.
Şimdi içimdeki hiçbir şey net ve tek değil.  adeta herkesle ve her cümleyle savaşım var.
Yine de yaşamak lazım
Tanrı dokunsun tekrar kaybettiğim ruhuma.
Birkaç serseriye bedel söylemlerim
     İstediğim kadar çok sözcük olsun hafızamda takılı kalıyorum hayallerime dair tüm cümlelerde. Sadece bana mühürlü hepsi okuyunca anlaşılmaz.
Her harfinde içimden yollar var, karların yağdığı gibi ayak izlerine, zihnimden beyaz bir örtü dökülüyor, gülümsüyorum.
Hatrımda tüm boşluklarımın dolu olduğu zamanlardan kalıntılar var.
Gözlerimin altı mor artık buz gibi bedenim ruhumun yokluğundan.
Aklımda canlı kalan huzurlayım, geceyi aydınlatan sarı sokak lambalarının altında.
Kalemi tutamıyorum ellerimde ritim var vücudumdan ayrı...
Hissetmiyorum kalbim sıkılmış kanlarından.
Duymuyorum içimde boğuk bir gürültü var. Sesler kulaklarımı kapattıkca netlesiyor, derinimde.
Varlığına alıştığım da yok olan,  yokluğuyla boğustuğumda  varlığını kanıtlamaya çalışan yapaylıklar ve ufak tefek parça parça anılarla bir başıma odanın karanlığında ne yazdığımı okuyamıyorum.
Öfkem büyük,  kendime lanet ediyorum pişmanlıklarımla susuyorum köşemde.
Yaktım tüm kağıtları, totemlerim faydasız.
Bir mum ışığında geçirebilirim gecelerimi,  güneşi sevmiyorum.
Kendi tavırlarımdan rahatsızım çok şımardım.
Benliğimin açlığını doyurmaya çalışıyorum arda kalan küllerle.
Sözün bittiği değilde noktanın yerine konduğu yerdeyim karşımda sokaktaki duvarlar var.
Artık cümlelerimi suya bağışlıyorum.
Masalları da içimdeki hapishaneden salıyorum intihar etmeleri şartıyla.
Zaten unutmuşum sonlarını... Baştan yazıp imzaladım dalganın kumla birleştiği yerdeler.


Ve bu da son veda başlangıcı yok. Vakit doldu çünkü ben de gideyim artık....

8 Eylül 2014 Pazartesi

Geceler sarmaladı dört bi' yanımı

Suskunluğuma yeminliyim bu gece
Kelimelerimle tek bir boşluğu bile doldurmayacağıma söz verdim.
Dünyanın dönüşünü iliklerime kadar duysamda bugün kendimle baş başayım.
Sular altında kalmış şehrin sessiz çocuğuyum
Kentimdeki herkes gerçeği aramak için çıktığı yollarda unutulan krallıkların kölesi oldu.
Yarın geç olacak yeni hayat için...
Bugünden başlıyorum havanın zehrini ciğerlerimden atmaya.
Bedenimin en derinine kadar işlemiş yalnızlıktan boğuşan ruhuna sitem olsun, her gülüşümün ardından kadeh kaldıracağım bir başıma.
Bırakmış gibi kendimi suya yüzeyde dalgaların tenime dokunduğunu hissediyorum kulaklarım denizin dibindeki boğuk gürültüleri duyuyor orada da savaş var ben en yukardayım sadece hayal edebiliyorum aşağıdakileri.
Söz veriyorum geceye... söz veriyorum suya... söz veriyorum karanlığa... başka bambaşka yeni gezegenlerde tanıyacağım yansımamı.
Gürültülerle dolu göklerin altında kırmızıya boyayacağım birikintileri.
Sorduğum aydınlıklardan cevap gelmediği sürece yokum artık ben.
Loş ışıkların altından sadece esaretimi görebiliyorum, yalnız.
Beklentim yok çevredeki tanıdık kalabılıktan.
Gerçek seslerden, yıpranmamış hayallerden, sevgiyle sarmalanmış kalplerden çok uzaklardayım, yoruldum.
Sıkıldığım varlıkların gözlerindeki yabancılığa bile hasret duyacağımı bile bile hemde uzaklardayım.
Benimle ilgilenmediğini düşündüğüm toplumlardan sıyrılıp kumda dans edebilirim geceleri...
 kendimi bulmaya çalışırken ben rüzgara emanet tüm uzuvlarım.
   

3 Eylül 2014 Çarşamba

Sadece Anımsa

gecenin siyahlığı...
topuklu ayakkabı sesleri dar sokaklarda.
kutularda saklı kalmış cinayet silahının üstündeki kurumuş kan izleri gibi...
gözlerden akan yalanlar...
kaldırdığında başını dudağına damlayan bir damla yağmuru tat..
tılsımlı sözlerin kilitleriyle oynayan benliğindeki kalbi sök at yerinden. sus.
melekler terk etsin dünyayı geceye selam var
renklere inat tüm zevklere hürmet ederek haykır.
ağzından yere akan her sözcük iz bıraksın gökyüzüne
her kapattığında kulağını duyduğun o sese doğru içine en derine yolcu et yalnızlığını.
kır alev çemberini dünyanın. sen bilirsin bu gezegenin bile en içinde ateş var.
içindeki ateş için dudaklarındaki yağmuru tat. doldur gözyaşınla söndür sıcaklığını bedeninin.
her insanın o yüzündeki donmuşluk gibi her diyalogtaki soğukluk gibi sil siluetini aynalardan. bak.
arkanı dön ve bir bak onlara. çaresizlikleriyle kahkaha atsınlar bırak yürü şimdi tekrar içine doğru.
canını acıtacak taşların varlığına inat çıkar ayağındakileri.
iradenle vücudunu bırak sessizliğin nöbet tuttuğu sokağa.
suların tenine dokunmasına izin ver, kaldır başını tekrar. düşüncelerinle beraber hırçınlaşan yağmura aç kollarını her damlasına bir dert söyle ve o damla karıştığında toprağa bir düşman daha bırakmış gibi peşini gülümse suskunluğa. varlıklarıyla alay et maskeli baloların... tam oraya bırak yalnızlığını. yürü sarhoş beyinlerin uyuşuk tavrıyla kahkaha at yağmurda başını eğmeden en ileriye kadar koş. bırak sigaralar sönsün, bırak dumanlar tükensin sen koş mutluluğa......kimse anlatmasın cinayetleri. hiç soğukluğunu tatma cesetlerin. kimse söylemesin sana gerçekleri. sen kendi dünyanda herkesi iyi sanmaya devam et, gülerek.