İNTİKAM


Beğenmediğim sonu, siler baştan yazarım.
Twitter: @iremkucukcongar

14 Haziran 2018 Perşembe

Umudu tükettikçe sargısı azalıyor yaraların. Üzerine döktüğün birkaç parça yakıcı ilaç dışında hiçbir şey yapmıyorsun artık. Seni severdim oysaki tüm bunlar yaşanmasaydı eğer... Ama artık vakit kalmadı. Bu hayat ne acayipmiş. Ne kadar olmayacak şey varsa toplamış, olacakları savurmuş etrafa. Kaç kutup var bizi çeken bir o yana bir bu yana, kaç insan var bütün olmamız gereken daha, kaç lanet var ayrışmayı şart koşan... Yok mu hiç? Geri kalanında belki hayallerimiz kadar güzel olmaz mı dünya? Olur. Ütopik gibi belki . Vazgeçtim demek dile getirmemek yaşamaktan ileri götürmez ki kimseyi. Mahrum ve kaba adamların içindeki temiz akan kan, naif bi yürek belki biraz talihsiz. İnsan acayiptir demek bana düşmez birkaç bir şey karalamıştım zamanında ama yaşamak için ilaç almakla ölmek için ilaç almak arasındaki fark çok keskindir, bunu da bilmek için insanlar hakkında kült bir bilgi birikimine sahip olmak gerekmez. Aslolanı ve hiç olmayanı bilmek taviz vermek için yeterlidir bu yaşamak için ilaç almaktır fakat toleranslar binlerce noktada kendi benliğini unutturur. Mağdur kesimler onları mağdur edenlere değil, yaradana küfrederler mesela ilaç almaktır bu ölmeyeyazar. Ama bana gelince ki bana gelmek için tüm bunlardan geçip Stephen King'in Kara Ev romanındaki orman yoluna sapılması gerekir o sonu kötüye giden yola eğer bir çocuğun topu kaçmazsa asla fark edilmez lakin her çocuğun topu oraya mutlaka kaçar. İşte oraya topunu kaçırıp bana gelenlerle şunu sorgulayabiliriz sizce ne vardı  kalemi kağıttan daha değerli yapan?

23 Mayıs 2018 Çarşamba

Karmakarışık

Es geçemedim bugünü. Sürüklenip duruyorum süregelmesi gereken hayatımın içinde. Epey dert dinliyorum bu sıra çözüm yolları buluyorum. Çıkarlarını koruyarak atılmak istedikleri tehlikeler var, kanatlansalar doğru yere düşemezler. Sorun sandıkları onca şey birkaç küçük karamsarlıktan ve saplantıdan ibaret. Marquez Kırmızı Pazartesi'de demişti ki "beyinlerindeki saplantıya o kadar bağlıydılar ki o an lambanın gazını içseler etki etmezdi"
Dertleri derdim olduğundan değil. Herhangi bir şey olduğundan da değil. Neyse. Durağan gibi gözüken ama asla durmayan hayatımın anektodlara sığmayan içsel dönüşleri beni yine buraya düşürdü. Buraya gelmek bana umut vadediyor aslında ama kırıcı yanları var artık. Ya da daha fazlasını bekliyor olmaktan elimdekiyle yetinemiyorum. Hayalperest bi kurgubaz oldum çıktım eskiden sadece paranoyaktım. Şimdi biraz hayal biraz empati tüm global sorunlara çözümmüş gibi geliyor altıüstü kitaplarımdaki karakterlerin buluşma noktası hayal ve rotası empati. Eğer kitabımdaysa yaşamıma nakledilmemesi imkansız tabi. Ve hayatımındakilerin de kitaba. Karmakarışık hissediyorum. Yolumu kaybedip uzaklaşmaya çalışırken neden uzaklaştığımı bulamıyor neden yürüdüğümü anlayamıyor geri dönüyorum. Geri dönerken daha fazla gitmediğime üzülüyorum. Yorulmasam bırakmam bu gelgitlere kendimi. Kim ister ki medceziri? Ben istemem. Ama durmadan gitmeye çalışmanın şartları çok ağır. Benim boyum,kilom kaldırmaz. Biliyorum. Bilinç insana neler yaptırır ama beynim hiç benden yana olmadı. Ona güvenip çıkamam yollara. Beyninin kuklası olduğunu düşünen tek ben değilimdir heralde. Beynimizin kuklası, halkın maskesi, insanların hedefi, terörün masumu, dilencinin duası, çocuğun gözyaşı, yatağın altındaki canavar bile hepsi biziz hepsi hepsi... Olağan kuvvetiyle bunca sıfat gökyüzünden yağarken kendimi bulma savaşında daha hangi cephedeyim bilmiyorum kahretsin. Ne umutlar,ne vaatler, ne hedefler vardı aklımda; minicik ellere oyuncaklar,kitaplar,kalemler yağdıracak. Neresinde kalıyorum hayallerimin şimdi? Kalamıyorum. Kimse bu kadar iyi düşünmüyor çünkü. Saf gibi iyiyi oynayıp duruyorum. Ama umursamamak nasıl bi duygu? Sokaktaki bir çocuğun yanından geçerken içim sızlıyor bakamıyorum ama geçip gidiyorum çünkü koşullar hep böyle. Asla yapamadım. Asla olmamasını istemediğim bir şeyi kolundan tutup çekip çıkaramadım. Asla cesaret edemedim hep bu böyle,böyleyim. İçimi alsınlar yinede dönüp diyemiyorum canım acıyor diye. Çocuklara bile. Sokaktaki o çocuklara bile. Ellerinden tutup diyemiyorum gelin benimle diye.

24 Mart 2018 Cumartesi

Korku

Bunca sebepsiz çığlık.
Bırak.
Bunca yorgun insan.
Düşünme.
Bunca karmaşadan oluşan o büyük çığ.
Kaçma.
Bunca keskin neşter.
Çekilme.
Bunca kesikten boşalan iltihap ve kan.
Silme.
Bunca hırsızı zamanın ve duygularının.
Şikayet etme.
Bunca sorgulanmadan mahkum olmuş masum.
Sövme.
Bunca korkunun içinde gelip umut vaddediğini sanan zavallılar.
Unutma.
Bunca yalnızlığa boyanmış şehir.
Terk etme.
Bunca kavga-siren karışımı
İnkar etme.
Bunca gördüğün çaresizlik
Unutma.
Kaybettiklerini.
Geride bırakma.
Yaşa gitsin ne fark eder. Zaman geçer. Dünya döner.
 Edimlediğin acıların üzerinde bıraktığı somsoğuk o hissi ve artık anlatırken boğazını tıkayıp gözlerini doldurmayan o anıları
Bırakma.
Güç her şeyi kabullenmek ve artık hiçbir şeye şaşırmamak demek senin sözlüğünde. Ulaşabilmişken kelimenin bu anlamına umursamaz gözükmen dışında ne bekliyorlardı ki senden?
Başına gelen bütün olaylara alışmaktan daha kötü ne olabilirdi. Ama alıştım her şeyiyle,her şeyine yaşamın. Beni yıkacak üzüntülerime bile alıştım artık.
Korkma

12 Mart 2018 Pazartesi

Çok yazasım var. Sakinim oysaki. Bir daha nasıl bu kadar içten açarım bu blogtaki boş sayfaları bilemiyorum. Henüz yazmaya küsmedim ama içimde bir duygu aykırı davranmadan böyle duru hissederek kaç sefer yazabilmişimdir hiçbir fikrim yok. İçimi dolduran hiçbir şey de yok. Tek ben varmışım gibi artık umursamadığım elimde kalan son zamanlarımmış gibi... son mertebede anlamsız hissi alaşımlarımlarım bile yok. Kırık dökük kalmış cam kırıklarını, oraya buraya atılıp savrulmuş canımın kırıklarını, yazılıp çizilmiş kurgulanmış olamamış hayal kırıklıklarını, bir adım bile olsa, geride bırakmış gibiyim. Sarılmış sarmalanmış bi bedenden çok satılıp hor görülmüşüm hep ama kendimle alakalı pek kuşkum kalmamış gibi. Sufi sözlük demişler kelimelerin kullanılan sınırlandırılmış kısıtlanmış hallerinden çok onları daha iyi daha dolu kullanmayı sağlayan sözlüğe... Bu sözlük kelimenin ardını arkasını doldurup dolgunlaştırmış, canlı kılmış denilenleri. Anlamını unuttuğum kelimeler var, anlamlarını oradan okuyup doğrusunu değil de istediğim şeklini kullanmaya karar verdim artık. Bırakmalı bu hayata iyi şeyler vadeden hayalleri daha kendime kazandıramadım kime kazandıracağım yaşamı? Birkaç eksik kalmış sohbet dışında fazla bi kazancım olmadı. Ama biliyorum iradeli davrandığımda insanlara güzel övgüler kazandırabiliyorum, destek olarak yardım edebiliyorum. Kendime de ediyorum ama iradeli olursam işte... Her şey için iradeli ama... Ne varsa yaşamda insanı çevreleyen hepsi konusunda iradeli davranırsam yapıyorum bir şeyler. Bu da yaptığım o şeylerden biri. Tüm duygularımı iradeli kullandım mesela... Başarılı. Ne dersiniz?

18 Şubat 2018 Pazar

Tamam iki dakika susun toplarım ben beynimdekileri. İki dakika verin sadece kendimle baş başa kalayım bi anlayayım, anlatayım neler oluyor. Tamam biraz bekleyin konuşurum herkese anlatırım belki o zaman ama itiraf edeyim bi kendime. Bunca acı bunca sıkıntı fiziksel olarak değil ruhsal olarak da gasp edilmiş onlarcası etrafımı dolduruyorken gözlerimi kapatıp kendimle baş başa kalamadım affedin. Kimse çığlık atamayıp olayların yanlış gittiğini anlatamazken hiçbir şeyi umursamayıp saramıyorum geriye, bağıra bağıra savunamıyorum kendimi. Biliyorum ne kadar acıyorlar, biliyorum nasıl da çaresiz ve bir o kadar yabancı hissediyorlar kendilerini dünyaya... Aynaya bakmanın zulüm olması ne demek, geçmişin gölgesinden bile korkup kaçmak ne demek, güvenip yalnız kalmak, yalnız kaldıkça anlatamamak ne demek biliyorum. Anlıyorum. Sonuna gelince dönüp kendine öfkelenmek, özenle sıraladığın o geleceğin varlığından emin olamamak, bugünün bile elinden alınması ve sadece bakmak zorunda kalmak ne demek biliyorum hemde defalarca kez zihninde mutluluğu sahnelere bölüp gece uyumadan önce hep bu sahneleri oynamış bu hayallerle güneşi  doğdurmuşken. Bunca kötülüğün arasında kalmak, belki işitince bile içinin titrediği o olayların gerçek olduğunu bile bile uyumak ne kadar zor biliyorum. Sorunların ardının dolmadığını, dolanların altından hep nasırlaşmış kalpler çıktığını, duaların içindeki umudu hepsini birer birer biliyorum ama bi durun. İki dakika verin bana beynimdekileri duyayım.

23 Aralık 2017 Cumartesi

İnsanların hayatları dönüyor. Belki sürekli aynı yere çıkan belki benzersiz bir döngüde kendilerine ve etraflarındakilere mest olup yaşamlarının tadına varıyorlar. Benim hayat döngüm içinde biraz çatlaklar ve herkesin ayağına dolanan çıkıntılar var en çok ben düşüyorum. Hayatıma denk gelen insanlar, beni tanıyanlar bir şekilde takılmak zorunda kalıyorlar etki altında kalmak denmez buna şaşırıyorlardır muhtemelen. İlerlemeye alışmaya çalışıyorum gitmek beni teselli etse bile bırakmak istemediklerim, bırakmak zorunda kaldıklarım çok fazla. Bilhassa ben yanından geçip gitmeye pek razı değilim geçmiş ve geleceğin. Sessiz kalmaya çalışırken beyin patlatmam gereken faktörler artık zorunlu olduğum değil zorunda olduğum sebepler halinde etrafımda geziniyor. Kendime yakışanları alıp kullanıp ilerde eğer bir vitrinim olursa orada saklarım diye düşünüyorum, o en sevdiğim viski şişesinin yanında. İnsanların hayatlarını kurtarmak gibi gayeleri varken benim hayatımla beraber kurtarmak istediğim hayatlarda var o yüzden asla vitrinim olmayabilir ve içinde asla bir viski barındıramayabilirim. Ama bu beni üzmez... Belki viskim olmaması üzebilir. Bilmiyorum üzülmesem de olur gibi. Sorumluluklarım bünyeme ağır gelir mi diye korkmuyorum ama şuan viskimin olmayacak oluşu içimi ürpertti. Oysaki ilk kazancımla alacağım ve artık para kazanmak istemeyeceğim zamana kadar saklayıp son kazancımla içeceğim benimle şekillenen ve usulca kendine sıra gelmesini bekleyen bi viski şişesini kim sevmez ki? O şişe oradayken kim bilir kaç kişi geçecek, kaç fotoğraf eskiyecek, kaç anı hayal olacak, kaç somutluk soyutlanacak, kaç yıkım, kaç enkaz, kaç kan olacak hayatımda o şişe sadece duracak yanımda. Kaç ev değişecek, kaç icra gelecek, kaç kez param bitecek her yerden sadece o içi dolu şişeyi alıp çıkacağım. Unutmayın onun içi boşaldığında bende bomboş kalmayı umuyorum. Hafızam olmazsa daha rahat ölürüm, daha çok yaşar, daha az acı çekerim çünkü en iyisi tüm yaşadıklarıma şahit bir viski şişesine anılarımı depolamak içtikçe de parça parça harcamak ömrüm boyunca biriktirdiklerimi. Tükettikçe tükenecek hayatım belki tadını aslında hiç sevmediğim bir viski olacak içinde ama kim umursar ki bunu... Dudağımızı ıslatan sevdiğimiz her tat eninde sonunda bitmedi mi? Konuştuğum emlakçılara vitrin var mı evde deprem olsa bile yıkılmadan kalması gereken diye sorduğumda anlayışla karşılarlar mı beni? Anlamazlarsa da anlatmam zaten. İçine depolarım şişenin anlaşılamadıklarım en alt katmanda benim onu içmemi beklemeli. (bardağa koyarken viskiyi en üstten akar değil mi? Yoksa en sona içmek istediklerim en sonda kalsın diye kafama dikebilirim fark etmez.) içimin yarınlarını süsleyecek ve içindeki şişe dışında etrafında hiçbir şey olmayacak o büyük vitrinden bahsedeyim biraz daha. Etrafı boş olmayacak aslında benim hayatım köşe bucak sinecek oralara ama herkes boş görür eminim buna. Olsun. Şişeye zeval gelmesin her şey makul bana. İnsanları mı anlatsam bilemedim yazının geri kalanında. Acımasızca davranasım geliyor ama yapamıyorum yazarken yalan söylemeyi de sevmiyorum hep tasvir ettiklerime kıyak geçiyorum genelde aslında pek öyle düşünmüyorum haklarında. Şişeye mi dönsek geri? Neyse her yazının sonu bir yere bağlanmaz.

22 Ağustos 2017 Salı

Şarap Renginde

"Yara derken şunları kastediyorum.
Yara:1. Yeteneksiz şairlerin kederlerini anlatmak için habire kullandıkları sözcük
         2. Tabiattaki tek fazlanın ne olduğunu bilerek kanayan, kalpte oluşan derin kesik
         3. Gövdenin alçak sınırlarını ihlal eden tehlikeli oyuk." Onur Bayrak- Şairi Öldürdüler

Gölgeler, alışılagelmişliğin ve hayatın tüm rutininin tek farklılığı. Güneşe tapmasa kısalıp uzayarak yorulmayacak oysaki. Yokluğu devredışı bırakıp bize kendimizi her ışığın olduğu yerde hatırlatırlar. Ama yaraların gölgesi olmaz. Gövdenin alçak sınırlarını ihlal eden tehlikeli oyuğun gölgesi, bedeni kavurduğu halde gözükmez sokakların tozlu, gri zeminini siyahlaştrmaz. Ve gölgesi olmayan şeyler öldürmez. Ama kırmızıya boyar. Oyuktan parçalanırken sen siyahlık kırmızı olur. Gölgende görmediğinden derin kesiği tam sanarsın kendini bütün olduğunu sandığın için yürümeye devam edersin. Ardında o şarap rengi sıvının izi kalır ve gölgen altından sıyrılıp gider sadece.