İNTİKAM


Beğenmediğim sonu, siler baştan yazarım.
Twitter: @iremkucukcongar

29 Ocak 2013 Salı


Sakinliktir hayatın en uç noktası. 
Fakat bir sorun var. O noktaya varana kadar bitmiş oluyor, ömrün çoktan.
                                                                                                

22 Ocak 2013 Salı

    Gülebileceğim bir şeye sahip olamama durumuma, gülüyorum..
Gıcıklık değil mi işte.. ağlamaya erindiğimden kocaman bir kahkaha atıyorum.
                                                                                                                         

11 Ocak 2013 Cuma

Geçmişinin Suçu Şimdi Ki Yalnızlığı #1

             
                      Sakince bakıyordu hayata. Tüm hayatını ağlayarak, gülerek, konuşarak, başkalaşarak kendi kendine gözden geçiriyordu. Ölmek istediği küçüklüğü, hep düşünerek geçirdiği gençliğini elindeki bastonuyla paylaşıyordu. Adı Dilsiz Dost'tu, bastonunun. Sessizce dinleyen ama hep varlığını hissettiren en iyi dost. Yıpranmıştı artık ucundaki lastiği. Dinlemekten de yorulmuştu dostu farkındaydı ama konuşmazsa ölürdü. ''Ölmekten korkmamalıyım artık Dilsiz Dostum'' diye söylendi sessizce.
     Dostundan tutunup sonra, yatağından yavaşça ayağa kalktı, yürüdü, gitti mutfağa doğru. Koridordaki  aynanın tam köşesinde duran gençlik resmine, aynadaki kendine baktı, bükülmüş beline acıdı yaşlı adam. ''Alışmalıyım artık dostum. O fotoğraftakini ben olarak kabul ederken aynadaki gerçeği nasıl yoksayarım? Ama olamıyor işte bakışlarımdaki yorgunluk, ellerimdeki titreklik, yüzümdeki çizgiler... yüreğimi deliyor'' Duymuştu, konuşmuştı dostu. '' O zaman'' demişti ''o zaman yalnızlığını da kabul et. O zaman ki yalnız olmayışında senin, şimdiki yalnızlığında  unutma'' Omuz silkti yaşlı adam cevap vermedi. Yansımasının suskunluğunu bozmak istemiyordu.
   Gözlerini devirdi önce, eğdi yere doğru başını, sıkıca tuttu dostunu '' Hadi yemek yiyelim.''.''Neden öyle bakıyorsun? Hep yemek yiyorum, değil mi? Ama burada yapacak başka bir şey yok ki bize ya yemek veriyorlar ya da ilaç.''.'' Hayır dostum, hayır. Çıkamam dışarıya.''... konuştu yaşlı adam yemek boyunca kendi kendine...
  Oysaki gençliğinde hiç hayal etmemişti; bir huzurevinin, huzursuz odasında yalnızlıktan bastonuyla konuşacağını.

  Yalnızlık hayatını değiştirmişti. Çocuklarının onu affetmeyeceğini bilemezdi ki karısından boşanırken. Bu kadar yalnız kalması suçtu oysaki. Sadece bir saatlerini ayırıp gelmeliydiler çocukları. Zamanları vardı her şey için. Ama kendisi çocuklarına hiç zaman ayırmamıştı. Pişmandı, yine de çocuklarına vermediği zamanı, ilgiyi haksızca onlardan istemekten utanmıyordu.
  Zaman ne kadar acımasızdı. Geçmişi yüzünden insanının, geleceği mahvoluyordu.
  Keşke istemekle olsaydı diye geçirdi içinden. Kalktı, bir gıcırtı çıktı sandalyenin gevşemiş tahtalarından. Aldı dostunu yatağına uzanmaya gitti. Yoruldu biraz kısacık yoldan ama ulaşmıştı yatağına. Uzandı. Kızının en son söylediklerini anımsadı.
-Nefret ediyorum... ama senden değil. Şarkılardan, bir şarkıdan . 'Baba bir masal anlat bana'... ne diyor o şarkı da biliyor musun? ah.. tabi bilmezsin. '' Anlatırken tut elimi. Uykuya dalıp gitsem bile bırakıp gitme, sakın beni.'' Peki sen? Gittin, baba! Uyumadığımı bildiğin halde gittin.
                                                                                    .