İNTİKAM


Beğenmediğim sonu, siler baştan yazarım.
Twitter: @iremkucukcongar

18 Aralık 2015 Cuma

Kendimle boğuşmaktan uğrayamaz oldum buralara.
Değil cümleleri sıralamaya yazdıklarımın üstünü karalamaya bile gücüm kalmamış meğer.
Bir bir uğraşırken tekrarlarla ilk tekerrür hangi zamanda yaşandı unutmuşum.
Unutmak son zamanların bana bahşettiği o büyük lütuf haliyle.
Zehir içince geri kusarsa daha büyük zararı olur ya varlıklara... Neyi kazanıp neleri kaybettiğimi bilsem tüm unutkanlıklarım beni yeniden öldürmek için çıkacak içimden.
Çocukluğumuzun karanlığa sığınan hayaletini beynimde besliyorum ben.
Her mutlu olduğum anda çıksın diye...
Gözyaşlarımla sulayıp yeşertmek istediğim betonlar çürüdü. Büyümüşüm oysaki. Yanlış zamanlarda doğru duyguları tatmaya çalışmışım. Şimdi küstüm yine duyguların engellenemez heyecanına. Ellerim daha fazla titremeden...
Gökyüzünün ışığı sönmeden kaçalım buralardan artık...
Ya panzehrimin yağdığı ya da canavarların öldüğü o yere gidelim.
Ama gidelim artık. Sıkıldım yaşamın bu özverişsiz duruşundan.

10 Ekim 2015 Cumartesi

Zamanla her şey geçerdi

Bir gün her şey mutlaka geçecekti.
Her kötü olayın en başında acıların bir gün son bulacağını herkes bilirdi.
Tanrı zamanmış gibi bugünü yarını kutsar dualarında zamanın şefkatini dilerlerdi.
Herkes bilirdi bir gün her şey biterdi.
Ama ne kadar süreceğinin belirsizliğiyle geleceğe dair umutlarını fallardan umarlardı.
Evet zaman Tanrının silüetiyle aynıydı. Zamanı da tutamadıkları halde saniyelerin geçtiğine herkes emindi.
zamana sığınmakla geceleri ağlayarak dua etmek farksızdı.
ikisi de hiçbir olayın çözümü olamayacaktı.
Insanoğlunun, unutmak istemeye taparken barındırdığı her küçük ayrıntıyla tekrar bedeninde hayalini canlandıracağı anıları zindanıydı.
Zamanla Tanrı aynıydı.
Ama bu karmaşa da düşüncelerin de kendini boğan herkes intihara meyilliydi.
kendi kendinin katili olan herkes de bendinin en büyük düşmanıydı.
Mezarda zaman duracaktı yatan için o halde gosterecekti Tanrı kendini.
Tanrı zamana sığınmayı bırakan insanları kucaklayacaktı.
ve zamandan vazgeçebilen ölü olup cehennemiyle tanışacaktı.
Zamanı belli olan suçların bedelini zamanın olmadığı o yerde süresi belirsiz ödeyecekti.
Zamana tapmanın cezasıydı bu....
Akrebinden yelkovanına kadar yaratılan yaratıldığına pişman edilecekti.

1 Eylül 2015 Salı

Solukları Karışanlar

İnsanların neden hayatı bu kadar ciddiye aldığını anlamıyorum bir saniye öncesi de bir saniye sonrası da hayalken hemde demişti kadın birasını yudumlarken çenesinin altı titremişti
Adam sorunun cevabını biliyormuş gibi gülüp sigara yakmıştı arkasına yaslanıp dumanı üflerken siyahi odada gözükmez olmuştu.
Odadan çıkıp gittiğinde kadın sokakların ışığında kaybolduğunda dumanların ardını bir daha asla göremeyeceğini bilmiyordu.
Adam öyle bir gitti ki o gün kadın son sevişmelerinin artıklarını midesinde çürüttü
Öyle bir acı çekti ki kadın hayatı değil de hisleri ciddiye aldıklarını anladı insanların
Öyle bir ağlamıştı ki adam kadın adamın gözyaşının tadına bakmıştı
Öyle bir ağladı ki değişti kadın baştan aşağı

3 Ağustos 2015 Pazartesi

SUSTUK

Çocuk korkuyla uyandı çadırın ıslak zemini bedenini ıslatıyordu. Gözlerinde dondu gözyaşları. Anne diye mırıldandı minicik elleri çamura batıyordu. Çıktı çocuk naylon duvarlardan dışarı annesi için. İçine ölümün kokusu doldu.
Soluksuz ama tutkulu hayaletler
Birer birer siyahlığa terk ederken geceyi
Korkulu tüm yürekler kanla dans ederken koşulsuz
Sonunda inançlarına yenik düşmüş varlıklar ellerine aldıkları sopaları sallarken birbirine
Bir ağlayan çocuk annesinin peşinde
Anne yükselir göğe
Işıklar yanıp söner parmak uçlarıyla kontrol edilir topraklar
Birilerinin kalbini ortadan yaracak şarapnel parçaları
Boğacaklar birbirlerini çocuk koşarken annesine
Kırmızıya karışmış sarı parıltılar var havaifisekle karşılaşmamış tüm minik eller hayran görüntüye
Büyükler ürkek
Çocuk annesine koşarken karşılaşıyor bombaların görkemli ışığıyla
Yığılıyor yere siyah büyük botların arasına
Ellerini son kez kapatıyor kulağına
Saçlar rüzgarın esişiyle irkiliyor
gözlerse cesetlerin kanlara gömülmesiyle
Annesi evde dua ederken oğlunun siyah saçlarından kahverengi gözlerine
Çocuğun üzerine biri daha kapanıyor ağzında kanlarla
Anne yüreğinde hissedip acıyı feryat ediyor
Hissizleşen uzuvlarını serbest bırakıp ağlıyor yerde
Şehitler ölmez diye kandırıyorlar anneyi
O kalbindeki alevi gözyaşlarıyla ıslatırken kafasını sallıyor
Sesini çıkaramaz benim oğlum öldü diyemez
Onu bir kişi değil bir devlet öldürmüştür çünkü
Haykıramaz kadın susar gücü yetmeyecektir zaten gerçi katili belli olsa da yetmeyecekti gücü
Bir olmaya da çağıramaz hala birbirini yiyen vatanının cahiliyet kusan halkını
susar kadın aynı oğlunun çocuğu kurtarmak için ölüme giderken susması gibi

17 Temmuz 2015 Cuma

Oysaki Korkmustum Ben Hep Maskelerden #2

http://gereksizlikhissi.blogspot.com.tr/2012/06/oysaki-hep-korkmustum-ben-maskelerden.html?m=1

Saysaydın en baştan geriye doğru. Her hatanın kapanmamış yarasına bastıra bastıra üzerinden geçseydin tecrübe oyunlarının.
Kapatıp kulağını okusaydın en korkunç kitabın korkuya acıkmış sonunu.Saysaydın en sondan ileriye doğru. Henüz yitirilmemiş tüm gelecekler şerefine sarhoş ola ola dans etseydin bir tahta üzerinde.
Dönüp geriye baktığında kendi saflığına acıdığın her saniye için biraz daha izleseydin güneşin doğuşunu.
Saysaydın en baştan geriye doğru.
Sona gittiğini sandıkça sonsuzlukla sarıldığını anlasaydın -yeşile yatmış izlerken maviyi- sayıklasaydın mutluluk harflerini dudaklarının kıvrımlarından.
Yalvardığın her kelimeyi kusmak için öfkenle daha fazla doğal dur her yerde.
Ağladığın tüm kederlerin rimelinden değersiz olduğunu fark ettiğin gün için gülümse bir de şimdi ömrüne.
Büyüdün maskeli kız. Güzelliğinle büyülemek için attın maskeni.
Ve bırak merkezine kadar boka batmış dünyanın yapay ateşinde boğazına kadar kullanılmış insanların ünlem işaretli kurallarını yanakları ıslak kız, oyun bitti sen kazandın.

21 Mayıs 2015 Perşembe

Teslim

Uyanıyordu kız, gözleri mahmur... Işığın parlak kokusunda değiyordu, gökyüzüne.
Koku... Sanki tadı metaldi bu kokunun. Sanki rengi kırmızıydı. Sanki jiletin vücuduyla seviştiği yerdeki izlerdendi...
Uyanıyordu kız... Saçlarının ıslaklığından yüzüne düşen damlaları yalıyordu. Tadı... Damla damla süzülen yağmurdan farklıydı. Tadı... kar tanesinin eşsiz sevgilisini terk edişi gibiydi. Sanki kalbini satabilecekmiş gibi söken birinin göğsündeki para alaşımı maddiyatındandı.
Uyanıyordu kız... Sağır olmaya kapatmıştı kulağını. Yukarı doğru kaymaya çalıştı. Ses... Sanki olmaması gerektiği kadar yoğun suyun dalgalarında çalkalanmıştı. Ses... mermerin çatlaklarından süzülmüş rengi mordu. Sanki zincirlerin ayak bileklerine bıraktığı izlerdendi...
Uyanıyordu, kız... Yaralarından boşanan kanlarla nemleniyordu teni. Beyninde silinmeye başlamış anılara açıyordu gözlerini.
Hüsrana teslim, kayıyordu vücudu, banyo mermerin de.
Uyanıyordu kız... Bedenini, eskimiş kıyafetlerini atarmış gibi bırakıyordu geride. Ait olduğu yere doğru uçarken gözlerinin altı halka cesedine son kez bakıyordu banyonun tavanından. Orada dokunulabilir bir et yığını varken asıl gerçek bu buhar haliydi. Duşun, bu korku dolu görüntüyü temizlemeye çalışırcasına kızın bileklerine damlayışını dinliyordu.
Uyanıyordu kız... Ruhunu kaybetmis birinin kalbinden kollarına kadar yayılan o soğuk acıyla son bir kez daha titriyordu. Intihar değildi bu ölüm, olmayacak hayalleri ve parça parça dökülen umutları katiliydi.
Uyanıyordu kız... Gözlerini sımsıkı kapatıp uyurken sonsuzluğa uyanıyordu. Pencere demirlerinin arasından göğe yükselirken uyanıyordu kız, gözleri mahmur.

3 Nisan 2015 Cuma

Dilimde Kalan Soluklar

Içinde en korsanından iyilik melekleri, sözlerle gecistirilmis zaman dilimleri...
Ve o zamanların anılara naklettiği ama  yüzlere yerlestiremedigi noksan, iğreti duyguları...
Ve o duyguların, hayatta sona koşmaktan nefes nefese kalmış birinin kısa ve donuk soluklarında dahi tükenemeyen büyük izleri...
Ve o izlerin; sürülen kremlerle, gökyüzüne yalvararak geçiremediği kızarıklıklar gibi...
Sarılmış siyah ışıklara gizliyorum bedenimi
Içimdeki fırtınanın gök gürültüsünden korkuyorum.
Hiçbir etkene tabii kalmadan zaten hep ruhumda varlığını sürdüren anlamsız olayların fiziksel dışavurumu şişmiş gözlerim
Elime konulan senaryonun tüm rollerindeki ölüyü oynuyorum.
En sessiz yerdeki, en büyük çığlığım -henüz esirini öldürememiş katil gibi- canıma kastetmek için bekliyor tepemde. Hissediyorum.Karşımda buğulu, tozlu, lekeli ayna.
Bir iskemle üzerinde, işkencelerin yavaşlığında ölümü dileyeceğim ötenazi sistemi.
Öldürmeyin der yalvarırsan öldürmeyiz, diyor gülüyorlar karşımda.
Tam ağzımı açıp yalvarmaya başlıyorum ki dilimi alıyorlar benden.
Oturup uzuvlarımın benden kopmasını izliyorum, gözyaşlarımla temizleyerek aynayı.
Gözlerini kapatınca rüyalarında duygulara tanık olan insanlara özeniyorum. Ömrüm boyunca tek bir sefer için gözkapaklarımı okumaya çalışıyorum zihnimin siyahlığın da... Nerede hayallerimin kayıp sahneleri?
Karanlık odaya sığınırken yüklemler sır halinde istemsiz tekrarlarda.
Üst üste anektodlar var, kağıtlarımın kalemle sarıldığı nokta da.
Rüzgarın hafifliğinde nefesimde duran, suların gökyüzüyle birleştiği yerde ışıldayan, özenle süslü püslü fotoğraflarda bulduğum ben, nerede şimdi?
Avuçlarıma kazıdığım yağmurlardan bir bereyle saklanıyorum.
Tüm kaygıların yeryüzünü yıkamasını ve tereddütle kaçırılan tüm melekleri görüyorum ellerimde.
Gözlerimi bu sefer Azraile kapatırken ciğerlerimdeki yarım kalmış solukları anımsıyorum dilimde.
Yutkunuyorum katilime gülümseyip.

18 Mart 2015 Çarşamba

Kalabalık

İyimserlik, aptallıktır. Paranoyak olmazsan yaşama dair haklarından vazgeç.
Gördüğüne değil, hissettiğine....
Dokunduğuna değil,  düşündüğüne inanmak benim gibileri gerektirir.
Korkutur, sövdürür ışıklara.
Parlak ve hayallerle süslenen tüm geleceklerden çıkarın beni.
En katısını, en ucunu yaşadım dünyanın.
Ömrümün ne zaman biteceğine dair bir bilgim olsa dahi inanmazdım mezarlara.
Sövsemde korksamda bıksamda tanıdığım bir yığın insanın ortasındayım.
Yıldızları yüz üstü gömmüşler gökyüzüne geceler karantina altında
Oysaki sıra kendine gelmeden  kimin aklına gelirdi gökyüzünün ruh hapishanesi olduğu?
Gök gürültüsünden korkmam yağmurları sevmediğim anlamına gelmedi ki hiç...
her su damlası yıldızlardan bir mektuptu.
Zorunlu vedaları parklarda uyuyarak cevapladım hep.
Yağmur görüp ölümleri hissettim
Sulara dokunup tesellileri düşündüm...
Eskiye ait kalıntıların gölgesinden geceye sığındım.
Bu yüzden bu parkta tanıdık kalabalık var. Hepsi sulara saygı duymuş ve yıldızlara dert anlatmış ben gibi...

15 Mart 2015 Pazar

Tutsak

Koskocaman yarıklarla yüzümde içimdeki kırıntıları sağlamlaştıracağım temelleri arıyorum, gözyaşlarımla oyarak taşları..
Geriye çekildikçe ileri gitmek istemedikçe kapatıp kapıları itiyorlar beni o hayvanların kafesine.
Her sanise için yeni bir kapı yeni bir kilit geride. Sevgili yaşamların, sövülen kederlerin eşiğinde bir kapının önünde bekliyorum geçmişi.
Zamanın tok sesini hissediyorum vücudumda.
Ben geçmişe yöneldikçe tüm uzuvlarımdan tutup atıyorlar sanki saatlerin havuzuna.
Yırtıyor, parçalıyor; akrebi, yelkovanı zamanın....
her yerim kanıyor.  her yanım acıyor.  her saniye iz bırakıyor bedenime
Içimde akıyor zaman.
Bir an öncesindeki mahvolmuş kırıntıyla boşanıyorum gözlerimden.
Zamana tutsak benliğimin, umuda kilitli elleri
Ruhumsa azraile teslim...
             
                                     

14 Şubat 2015 Cumartesi

Yas günü

Kusursuzluk bilinciyle yanıp tutuşan ülkemin vatandaşları bu tür konular da ürkek.
Konu hak aramaya, insanları bilinçlendirmeye geldiğinde korkularıyla terliyorlar, bir köşe de.
Ve onlar korkularıyla terledikçe üç tane erkek de şehvet haliyle terliyor.
Ama o erkekler haklıydı çünkü Özgecan Aslan, çarşaf giymedi,
Onun okumasına ne gerek vardı zaten, 14 yaşında evlenip çocuklarına baksaydı değil mi?
Kocasına köle olsaydı, ev halkına hizmetçi...
Düşünmek neyineydi etrafındaki erkek kitlesi onun yerine konuşurlardı.
Kadınlar güçsüzdür ve
Sırf kadın olduğu için bile o otobüse binmemeliydi.
Bu ülkedeki işsizliğin kadınlar yüzünden olduğunu söylemişti kurs hocam...
Çalışmak erkekler içinmiş ve iş potansiyeli buna göre ayarlıymış...
Bunları söyleyen bir kadındı. Ve binlerce kadın aynı seviye de kendini yoksayıyor.
Sizi saçmasapan meselelerle doldurmalarına, beyinlerinizi yıkamalarına izin verirseniz, zihniyetlerine sövmek yerine boyun eğip haklılar derseniz Arabistan'daki kadınların kimliksiz olma durumuna, oğullarından veya eşlerinden bağımsız hareket edemedikleri yönetime övgüler yağdırılacak.
Ama, unutmuşum özür dilerim, ses çıkaramazsınız çünkü bugün sevgililer günü.
Bedenleri parayla satılan, yakılan, ruhları dondurulan binlerce kadının adına mı kutladınız, bilmiyorum.

Ama bugünden sonrası için öldürülmediğiniz her günü kutlayın...
insan uzuvlarına sahip olmaları insan oldukları anlamına gelmez!



7 Şubat 2015 Cumartesi

Ölümsüzlüğümden

Sokakların sessizliğinde yankılanıyor içimin fırtınası, gözlerim kapalı....
Yarınlara olan inancım yok bugünler sakin beni bekliyor..
Ağlayan suratlar, çaresizliğin fiyasko tabloları...
Belirli çemberler de kan gölleri...
Taş yığınlarının altında nasıl olduğu belirsiz soluklar...
Uğultu rüzgarlarda...
Binlerce ölümsüzlüğün altında yere oturup siyahlığıyla bütünleşiyorum gecenin...
Söylemlerin isyanı var derinimde...

Bir duanın ardındaki gözyaşı gibi...
Bir tiyatronun en samimiyetsiz yerindeki alkış gibi...
Bir şarkının en ince tonundaki umut kırıntısı gibi...

Yorgun her bedenin kırışık yüzleri...
Gülümseyince çizgileri belirginleşen gözleri...
Yardım için kaldıkları elleri kanlı...
Enkazların içinde insan uzuvları...
Yarıklarıyla yürüyemeyen ayaklar...
Bir dağın başına oturup sanki izliyorum kırıkları...
Çığlıkları.... sesleri... yardımları... görüntüleri...
En büyüğünden en küçüğüne...
Ruhuma yaptığım kazılardan elime bulaşan kanlarla...
Merhaba depremim. Elveda içimdeki yığınların arasında kaybolan mizaçlar...
Uğultu rüzgarlarda.. gözlerim kapalı...
Beklemeyin baharları... Yıkılın duygularımın sağlam olmayan kökleri...
İnce bir ipe bağlı mumlarım devrilin domino taşları misali...
Kanatları yere değse bile gövdesini yere bırakmayan kuş gibi...
Annesini hiç tanımadığı halde rüyalarında ona sığınan  çocuk gibi...
Tüm imkansızlığa rağmen hayallerinden asla kopmayan kibritçi kız gibi...
Düşüncelerimin yarattığı sarsıntıyla vazgeçin duygularım...
İçimdeki bu depremin kalbimden söktüğü parçalar da boğulduğumdan değil...
Ölümüm, ölümsüzlüğümden...

31 Ocak 2015 Cumartesi

Bedenime sürgün


(Bir süredir yazamadığım hatta mailleri cevaplayamadığım için çok üzgünüm. Fazla yoğundum. Ama artık ilgilenebilirim. Teşekkürler)

Kurgularca yapay dünyalara açılan kapılardan koşarak geçen çocuklar gittikleri yerleri bilmiyorlar.
Sebepsizce atılan kahkahalardan tılsımlı sözler zehirli.
Suratların ardında kokuşmuş ruh kırıntıları...
En başından beri biliyordum doğru olmadığınızı sadece susmak ayıp değildi mizacımda...
En başından beri içime attığım çığlıklarımı günün birinde birinin soracağını da...
Özenle gizlediğim kocaman bir kutu halinde en derinimde sakladığım kırıntıların, zamanla sinsi sinsi yok olmasını beklerlerken bir siluetin tüm kilitleri kırıp tüm parçaları ortalığa saçabileceğini de hatta, biliyordum...
Her kelimeden sonra kaldırıp başımı gökyüzüne bakıyorum...
telefonum ıslanmasın rahat yazıyım diye çaba gösterirken bir yandan karın soğukluğunu tenimde hissediyorum...
Beynimdeki düşünceleri sıraya koyma yeteneğim olsaydı suan sadece bu hafif rüzgara odaklanmak isterdim.
Başka bir hayatı önemsemeden dinlediğim bu şarkıyla bir bankın üstünde,  tam da burada ölmek isterdim.
Aradığım duygular, belirlediğim sınırları bir kenara itip hep ertelediğim o insanlara güvenebilme seanslarına başlayabilirdim...
Yorulmuşum, kahvem ne kadar keskin olursa olsun kendime getirmiyor beni...
Fazla soyut davrandım, binlerce kez yanıldığım için belki de, uzak davranıyorum...
Bu kadar belirgin bir şekilde uzakta durmak yoruyor...
Ama şimdi son bir kez daha burada, kurduğum hayalleri en baştan tekrarlayacağım.
Hislerimi, düşüncelerimi bir bir saptayarak irdeleyeceğim.
Buradan kalkınca da bitecek...
Hatalarım, duygularımın fazlası, düşüncelerimin yoğunluğu...
Aslına bakarsanız her şey zirvedeki yerini boş bırakacak.
Ve ben, en azından yeni zincirlerime pas tutmuş sürgüler çekilene kadar, özgür olacağım.

17 Ocak 2015 Cumartesi

KAPAT KULAKLARINI

Bazen yapılabilecek tek şey kalıyor.. Hayattan bir an kurtulabilmek için.
Seni anlatan en uzun şarkıyı açarsın, en yüksek sesiyle. Sonra sert, daha da sert kapatırsın kulaklarını etrafa. Sadece o şarkıyı duyabilirsin ve sessizce dinlersin. Her korkunç ses birkaç dakikalığına da olsa uzaklaşır kulaklardan. Sonra, kim olduğu bilinmez, bir ses duyulur şarkıyı yarıp kulaklara varabilen...
                     ''Sağır olsan bile görebilecek ve hissedebileceksin
                      sağır değilsin ve hayatı yaşadın o lanetin bir parçasısın artık
                       ne kadar uğraşırsan uğraş herkes görebildiği kadar kördür
                      sen de duyabildiğin kadar sağır olacaksın
                      O yüzden aç şimdi kulaklarını ve dinle kaçtıklarını''

4 Ocak 2015 Pazar

Ruhları Sığmadı Bedenlerine

Tonlarca yük var merkez noktada oraya yaklaşıp kendine göre en fazlasını sırtına alan yorgun devam ediyor yoluna
Binlerce sıfat var ormanın ortasında silik haritasından yolunu kaybeden herkes en büyük hakareti alıp ismine başlıyor başını kaldırmaya
Susmanın ölüme hazırlık yapmasını uzaktan seyir halinde, sakin topluluklar
Tüm hataların adını tecrübe koymuşlar
Kendi içinde bir sürü savaşı olan zavallılar bir de kalkıp etraflarındaki cepheler de pes ediyorlar yenilgi büyük
Askerler yerine duyguları, silahlar yerine sözcükleri var...
Ruhun hapsi
hiç beklemeyecekleri dillerden imkan vermeyecekleri cümleler işitince içlerindeki pimi çekili bombanın şarapnellerini kusuyorlar...
Esrarlarını anlatmak paranoyaklıklarına haksızlık.
Sonların da sonsuzluk var...
Göz bebeklerinin derininde ince ince dolanan sızı var, sonrasında göz yaşı olan...
Ölürken veda edemedikleri dostları var...
Bir yanında mezarlar diğer yanında yaşamlar varken hangi tarafı daha yakın gerçeğe?
Bunca karmaşa içinde cehennem dünyanın içindeki ateşteyse cennet burası mı?
Tümlerin ardından yok oluşlar mı daha sessiz var oluşlar mı, bedenler de ?
Binlerce düşünceyle beynimin arenasında bu kadarını yazabiliyorum yine...
Geri kalan kelimeleri kendime itiraf bile edemiyorum...
Ben zincirlerimi kırdıkça halatlar dolandı boynuma...
Ve nesiller atalarının varlığını sorgularken öğrendiler...
İlk evcilleştirilmiş hayvanlardı, insanlar....