İNTİKAM


Beğenmediğim sonu, siler baştan yazarım.
Twitter: @iremkucukcongar

28 Kasım 2014 Cuma

Güven Kendine

Buharlaşan insanların ardından çürük bedenler kaldı topraklarda.
Düşen yağmurlar yem oldu okyanuslara.
Büyüdü yaralar kandan açılmayan gözlerle nefessiz dualarda.
Kabullenirken varlıkları neyin yokluğuyla savaş verdik bu kadar?
Istemsizce tanırken bedenleri hangi sövdüğümüz renk gölge oldu anlamlara?
Düşündüğün gibi değil gökyüzü,  grinin her tonuna aşığız.
Tüm konuştuklarımız yerine söyle sustuklarımızı
Ağlayan bir kadından daha acımasız ne olabilir şu dünya da ?
kimin yanına bırakıyoruz gözyaşlarımızı?
Hangisi hak edebilir, tesellilerimizi?
Güvenebileceğim tek bir kişi tanısam almaz mıydım dünyayı karşıma?
Melekler küstüyse kalabalıklara biz onların yasını tuta tuta neden sendeliyoruz ayağımız topal?
Aslında hep kirliyse sokaklar dünya değil insanlar temizlenmeli...
Bu gece için sadece huzur dile en sevdiğin müzikle.
Beyninde kanayan her damlayı kus bugün.
Bırak hatta... rahat bırak yalnızlığını.
Düşerken tuttuğun elleri serbest bırak tek başına kalkabilirsin..
Beyazlığıyla övünenlerin bile siyah değil miydi gölgeleri?
Elvedaya mahkum git gözyaşlarınla takip et yollarını.
Topraklara koy elini.
Budalaca kahrolmak yerine özgürleş vedalarla.
Her kaybettiğin günden eser kalmayacak yarına.
Ezbere olduğunu sandığın tüm yüzler bir bir silinirken gözlerinin ardından,  tekrar et çizgilerini.
Dışımdaki basıncla dağıldı içim.
Korkularım var kimse görmesin diye vazgeciyorum ezberimden.
Sevdiklerim var başkası dokunmasın diye yalvarıyorum
Sevenlerim var sadece bana ben olduğum için değer veren
Heyecanlarım var kalbimin başına bela
Sakinliklerim var en tehlikeli anlarım
Yorulunca yarış bırakılmazdı oysaki ben erken feshettim.
İnanca aksi denk tutulmazdı fazla sorguladım.
Canımı yakan her şeye öfkem var bir ton.
Bana beni kaybettiren herkese lanetim var, en az sevgim kadar
Gelmem de gitmem kadar kolay olsaydı keşke.
Bende güldüğümde gözlerimin kenarları kırışırdı o zaman.
Neyse sen kapat kapıları yüzlerine,  içeride ben kalırım...

23 Kasım 2014 Pazar

Ha-ha #2

Saklanma. Aydınlığa adım at. Güneşin altında su olurken karlar kaldır başını,  beyazı tat.
Korkma. Kalabalık tanıdıksa rahatsız etmez.
Susma. Herkesin aslını bilirken sineye çekme hatalarını.
Kaybolma. Kaybetme kendini duygularda saklı kentlerde. Tüm sokaklara adım at, iz bırak.
Bilmediğin halde yolları sadece düşünmemek  için hızlandır adımlarını. Ağaçlarla selamlaş, onlar kutsal varlıklar.
Sarhoş ol müziklerle...
Bi' yer var sırlar yok orada. Yalanlar yok. Yeni başlangıçlara özgürce başlayabildiğin o uzakları bul.
Görüntülerine tehlikenin yerlestirilmediği tek varlıklar,  bitkiler mi?
Değil. Aslında Yarış yoksa tehlike yoktur asla.
Ateşkesler savaşlar bitsin diye mi yoksa bu kadar gösteri yeter demek mi?
Kirpiklerimle gözümün üstüne barikat kurdum savaşınızda, karla dans ediyorum.
Camın ötesinde çığlıklar atıyorlar. Girmek yasak...
Parayı Tanrısı yapanlar satın alsınlar kapıları ben bedava soluduğum her solukta özgürüm.
Eller yukarı ha-ha teslim olun, satın alamadınız kelepçeleri.
Göz kapaklarınıza imza attım parayla...
Ateşten doğdum... Bulutlar buharım da boğuldu.
Bir çift gözden ibarettim Her göz bir gün kapanırmış unuttum.
Sudan geldim. Ateşimle söndüm.
Sonunda, küçük bir çocuğun gök gürültüsünden saklanması gibi masanın altında, kapımı kapatınca sandım ki tek ben varım oda da.
Şimdi gösteri bitti kapatın ışıkları...
Kapatın ki kaldırınca beyaz bayrağımı kimse imzalayamasın ateşkesimi.

19 Kasım 2014 Çarşamba

Mantığına Küsmüş Asılsızlar

Korktuklarının kokusunu hissettiğinde yanıbaşında.  Varlığının lanetiyle savrulduğun dünyanın dibinde.
En dibinde cehennemin...
Sıcaklığını sorguladığın da buzla kapladıklarında bedenini.  Sustuk dolu dolu gözlerle.
Yok ol dediler kaldık bir apartmanın köşesinde.
Ara sokakların da ıssız yerlerinde ışıksız dolandık.
kaybol ağla yeterli gözyaşları açar kapıları
Kes sesini tüm teller soyut kaldı.
Hadi söyleyelim en başından kahrolduğumuz vücutlara sitemlerle.
Mimiklerini öğrenemeden öldür bebeklerini...
Cezaların öldüğün için mi yoksa en başından doğmak mıydı hata.
Kaçarken kılıçlardan bombaları unutmuşuz.
Canım yandı kanadı içim yine de ağzımı açıp diyemedim ki pişmanım.
 Doğrulunca kuyudan ıslak boğazında düğümlerle tek bi sefer için astım kendimi ipine.
gün ışığı vuruyordu oysaki siyah siyah dalgalandı, gözlerim buğulu.
Sokaklarının grisinde bir dudak kırmızı...
En parlak yıldıza anlatarak derdimi bitirdim rujumu
Tüm çizgileri ayrı ayrı çizdim bulanık suda mide bulantısıyla kusarak say dedim saniyeleri
son bir kurşunla avucumda öksürerek sesim kısık bağırdım kafesin demirlerine
Döndür kafanı oyuna dahil ol şimdi etrafında binlerce gülen maske.
bir öfkeyle içimde, bacaklarının arasına dünyayı almış zehirlerini kusanlara, kapatarak kapımı sus dedim o kadar.
kufretme dedim o kadar.
Zamanın boşluğunda karadeliğe yakalanıp sarsılıyorum.
Siz yaşınızın gerektirdiği duyguları yaşamaya çalışırken kendine saygısını yitirmiş pislikler.
Ben duygulara küs yalnızlık diyorum.  yalnızlığı savunuyorum.

17 Kasım 2014 Pazartesi

Odası Her Daim Dağınık Olanlara

Yarın sınavım yok, ki bu ne kadar büyük bir rahatlık tahmin edebiliyordursunuz. Bende bloguma sığındım. Taslaklarımı, yayınlarımı, görünümünü... en ince ayrıntısına kadar tek tek inceledim okudum sindirdim.
30.05.2012 yılında ilk yazımı paylaşımışım.
Bana farklı yaşam kapılarını aralayan bu hazineme.
Tanıdığım yorumlastığım maillestiğim hediyelestiğim kısacası blog sayesinde iletişime geçtiğim tüm asıl kimliği belirsiz bu insanların gizemli dostluğuna hayranım.... ve itiraf etmeliyim ki beni blogger olmaya teşvik eden biricik kuzenimin yeri hep ayrı kalacak.
Kitapçık çıkarma seanslarımda okulum da ifşa olan bu gizli dünyama teknoloji tasarım hocam dahil olmuştu "senin gibi akıllı zeki farklı ve böyle eğlenceli bi kızdan karamsar olmayan yazılar bekliyorum" demişti. Bende "haklısınız hocam bende böyle olmaktan memnun değilim ama orada böyle yazmasam burada böyle gülemem" demiştim.  Haklıymış, haklıyım. Insanların  içi bunalımasın
diye pembe yapmıştım arka planı (ki ben pembeden nefret ederim.)
Şimdi baştan okuyunca fark ettim... siyahıyla boğmaya çalışıyorum geçmişimi oysaki geleceğe bağlanmak lazım. Hep aynı şeylerden korkmuşum
Hep aynı düşünmüşüm. Değişemem. Yanlış anlamayın aldığım tepkiler cok güzel sadece karamsar ve içe dönük yönümü sürekli burada paylaşınca ne kadar sevilse de bunaltabilecegini farkındayım.  Ama yazmayı bırakamam. Kalemlere küs geçirdiğim bir sene boyunca başıma gelmeyen hiçbir şey kalmadı çünkü.  Yazmayınca duygularımın okyanusunda bi care kaldım ortalarda.
Anlattığım her insan gitti. Çeşitli nedenlerle benden uzaklara bu yüzden sanal olan tüm hissiyatımı atıp kenara buraya karalıyorum...
Kaybetmek, kazanmanın bedelidir aslında.
Bir şeye sahip olmazsanız hiçbir şey kaybetmemis olursunuz.
Mum ışıklarına, karanlığın saflığına, sudaki yansımama, omzu düşük insanların olusturdugu ıslak kentlere, satranclara, özgürlüklere,  ardında boşluk bırakan ruhlara...
iyi geceler... yazımı hâlâ okumaya devam edenler,  ufak bir sır; yarın geri kalan hayatımızın ilk günü :)