İNTİKAM


Beğenmediğim sonu, siler baştan yazarım.
Twitter: @iremkucukcongar

12 Aralık 2012 Çarşamba

27 Kasım 2012 Salı

Tüm yazılarımdan alıntı yapmak istersem. Ne kadar çelişkiliyim ben böyle :D

         Yazamıyorum. Hayatım da ilk defa kendimi bu kadar çaresiz hissediyorum. Çaresizliği geçtim, kelimesizim adeta. Cümleler bile yok yanımda. İlk defa hissediyorum ki çok yorulmuşum. İlk defa anlıyorum ki hep ben hayatımın peşinden koşmuşum. Yaşayabilmek tek amacım. Yaşanabilmek belki de.
         Elif Şafak'ın Siyah Sütü gibi elimdeki senaryo. Düşünmeden yazılmış, nedensizce. Elif Şafak'ın yazdıklarını merak etmesi, sağ elini takip etmesi, düşünmeden yazması.. komikti bana göre mantıksız. Oysaki tam da öyle bir oyunun başrolü olmuşum. Sormamışlar bile bana, o kağıt parçasının altında kabul ettiğime dair imzam bile yok. Ama sahnedeyim işte. Ezberlemişim, ezberletmişler. En muhteşem sahnedesin diyor, içimdeki isyana karşı gelen, sesler. Işık yokken oysaki nereden görebilirim sahneyi? İzleyiciler de yok. Yoksa olmaz mı alkışlarım? O kadar sahte olmamalı gözyaşlarım. 
        Demiş ya Ceyhun Yılmaz ''Yalnızca yağmur yağdığında seviyorum bu şehrin insanlarını; herkesin yüzü ıslak, başları eğik, herkes benim hep olduğum gibi''. Islak bugün bu şehir. Herkes tam da Ceyhun Yılmaz'ın tanımı gibi. Yağmura kaçmak istiyorum bugün.  Serin, taptaze, sessiz suyu istiyorum. anlatayım derdimi saatlerce. Ben anlattıkça aksın gitsin su çok ötelere, en ileriye dertlerimle birlikte. Yalnız bıraksınlar beni onunla. Yüzümün yansımasını sadece ,dalgaların arasındaki o ıssız rüzgarda görmek istiyorum. arkadaş olmak istiyorum sudaki benimle. Yol kenarındaki o küçük göletleri istiyorum belki de. Sonra sudaki gökyüzünü görmeliyim..  Ben bugün suyun gökyüzüyle birleştiği yerde görmeliyim kendimi. Ancak o zaman çünkü özgür hissedeceğim kendimi. Farklı birine ihtiyaç duymadan kafama göre şekil verebileceğim yerdeki gökyüzüne. Yazın kurak sıcağında kaybolacağını düşünmeden yağmura teşekkür edeceğim. 
       Vazgeçiyorum dediklerimden. Yırtıp atıyorum artık elimdeki senaryoyu. İniyorum sahneden, kapatıyorum sahte aydınlıkları. Gerçekte yaşayamadığım şeyleri hayalim olarak anlatmaktan da vazgeçiyorum artık. Mizacıma dönüyorum, tüm benliğimle tekrar yaşama katılıyorum. İnsanlara da gereğinden fazla değer vermiyorum artık. Hayatı satranca boşu boşuna benzetmemiş yazar. Boşu boşuna piyon dememiş insanlara. Bu yüzden diye  eklemiş devamına ''Bu yüzden kimseyi şah yapma hayatına... Senin Şahın seni vezir yapar. Seni kaybederse oyun tehlikeye girer. Ama sen onu kaybedersen Oyun Biter.'' Bu kadarmış meğer hayat bir oyunmuş sadece. Tiyatro sahnesindeki bir oyunla bile alakası yokmuş. Bir tahtadan bir kaç kareden ibaretmiş. 

4 Kasım 2012 Pazar

Sudaki... #Ben#

             Tüm fiillerden nefret ediyorum bu sıralar.. güvenmek, güvendirmek, ağlamak, gülmek... yağmur yağsın istiyorum olanca kuvvetiyle... ben de altına yatayım yağmurun. ıslatsın beni. üşürüm belki, fark etmez. ıslanmak istiyorum. başıma şapkamı geçirip tanınmamak istiyorum.. başım yere eğik olsun, mont olsun üzerimde.. nasıl göründüğümün önemi olmadan rahatça yürüyebilmek istiyorum.. ıssız bir yer gördüğümde koşmak, şapkamı açmak belki de yağmurun yüzüme değişini hissetmek dileğim. Islak bugün bu şehir... herkes Ceyhun Yılmaz'ın tanımı gibi. Başları önlerine eğik, yanakları ıslak ve omuzları düşük. Aralarında Ceyhun Yılmaz da olsa keşke... başımı kaldırıp, yanaklarımdaki alışık olduğum o ıslaklığı tadınca vazgeçiyorum isteğimden. Bakamam, tanıyamam, kaldıramam başımı yerden.
             Yumuşacık yağmur taneleri avcumda şimdi... hepsini yakalayıp kapatmak istiyorum elimi.. saklamalıyım onları. ihtiyacım oldukça da damla damla tüketmeliyim... topluyorum biraz.. sonra açıp avcumu döküyorum hepsini yere..ihtiyacım olduğunda yağıp gökyüzünden beni gizleyebilsinler diye... Suya kaçmak istiyorum bugün... serin, taptaze, sessiz suyu istiyorum. anlatayım derdimi saatlerce. ben anlattıkça aksın gitsin su çok ötelere, en ileriye dertlerimle birlikte. yalnız bıraksınlar beni onunla. yüzümün yansımasını sadece dalgaların arasındaki o ıssız rüzgarda görmek istiyorum. doya doya bakmak istiyorum sudaki yansımama. arkadaş olmak istiyorum sudaki benimle. Gözlerimi istiyorum... suyun en parıltılı halindeki gözlerimi.. hep parlar gözlerim aslında ama bu sefer farklı.. ilk defa yanaklarım ıslanmayacak çünkü... gözyaşı olmayacak parlatan su. balık olmak istiyorum belkide.. özeniyorum balıklara.. tenlerini her dakika okşuyor su. tüm şefkatiyle, tüm nezaketiyle.. ben bugün sudaki bana dokunmak istiyorum. dalgalansın yüzüm.. sonra çekeyim ellerimi, korkayım, bekleyeyim istiyorum... tekrar su durgun yüzüm belirgin olsun. Ben sanmak istiyorum oradakini. Denizdeki bana hayran hayran bakmak istiyorum. yer değiştirmek niyetim onunla. onun yerinde olmalıyım kıyıda usul usul gerçeğini bekleyen bir yansıma.. sonra bir daha bakmalıyım özenerek... ne güzel duruyor demeliyim, yansımamın suskunluğunu bozmasından korkarak, içimden... sonra sudaki gökyüzünü görmeliyim..  Ben bugün suyun gökyüzüyle birleştiği yerde görmeliyim kendimi...

3 Ekim 2012 Çarşamba

İyiliğin Kötülük Olduğu Yerdeyim Şimdi

           Çoktan oyuncak etmiş insanları kötülük. Balmumundan heykel gibi insanlar, eriyip gitmeyi bekliyorlar, istiyorlar. Oradayım şimdi...
      Ancak kötülüğün yanında konuşabiliyorum geçmişe. İyinin yanında olursam çünkü ölürüm biliyorum. Bilim-kurguların kurgusuzluğuna yanıyorum şimdi. Teknoloji gelişimiymiş.. kötülük gelişmiş burada. Kocaman bir balon halinde saf, bembeyaz, tertemiz bir beyaz halinde büyümüş, büyüyor kötülük. Atmosferi içine alan bir balon haline geliyor. Üflüyor biri farkındayım nefessizliğiyle şişiriyor balonu.
    Oradayım şimdi...
  Hava satan bir sokak satıcısının yanında. Pazarlık yapıyor, havasızlıktan konuşamayan bir insanla. Öleceğini anlayan zavallının cebinde kuruş bırakmıyor. Haklı aslında bir gün daha yaşama hakkı tanıyor O'na. Parası olmayan caddelerde can çekişiyor. Su savaşından korkardım hep hiç aklıma gelmemiş hava savaşı.
    Oradayım şimdi...
  Havadaki zehri  temizleyemeyen ağacın yanında. Boynu bükük kalmış, dökmüş yazın ortasına yapraklarını. Çıplak duruyor karşımda bomboş. Çelimsiz bir ağaç, çelimsiz ağaçlar. İki ağaç koskoca şehir de. Onlar da zehirle beslenen birer hasta artık.
    Oradayım şimdi...
  Kuşlardan kaçıldığı yerdeyim. Pisliklerinden değil. Havasızlıktan nefessiz kalıp parçalanan, kanat çırpabilecek yeri olmadığından yere düşen milyonlarca kuştan sadece birine bakabiliyorum. Gökyüzünün parçalı bulutu gibi O'da.
    Buradayım şimdi...
  Dünya'dayım. Benim biricik Dünya'mlayım. Eminim aslında yıllar öncesinden gelselerdi buraya kaçmışlardır, korkmuşlardır benim gibi. Biliyorum yapılan planı siyah yeterince kirlendi diyor birileri sıra beyazı kirletmekte.
Eroin o yüzden beyaz belki de. Beyazın saflığı, dostluğu yanıltıyor bunca insanı.
     Kabuğundan çıkmaya davet edersek saklanan insanları, gösterebileceğiz gerçekleri. Kabuğundan çıksınlar yeter. Aydınlıkla yüz yüze getirmeyeceğim ki. Kuma sokacağım başlarını. Nefessiz kalmak neymiş, bilmeliler artık. Biraz daha çıkmazlarsa çünkü betonlardan kum bulamayacağım, zehirden hava bulamayacağım gibi. Pişmanlık duymasınlar diye söylüyorum. Gözyaşıyla sulanan betonlar çiçek açmayacak!

3 Eylül 2012 Pazartesi

Farklı Heyecanlar..

 Bu etkinliklere gerçekten de bayılıyorum. Mükemmel insanlarla tanışıp, bir sürü güzel şeye sahip olunuyor. Ben bir süre vakit ayıramayabilirim ama benim yerime siz bol bol hediyeleşin.. :)

http://kirmizikiraz.blogspot.com/2012/09/hediyeleselim-mi.html

Satrançtan Hayat.. HAYAT #1#

     Ne yazacağımı bilemiyorum. Bir konu yok aklımda. Yerleştim koltuğuma elim klavyede hareketlerini takip ediyorum sadece. Elif Şafak Siyah Süt'ün de öyle yazmıştı da saçma demiştim. Haklıymış bende şimdi ondan esinlendim düşünmeden yazıyorum her kelimeden sonra başımı kaldırıp ekrana bakıyorum ne yazdım? Başlığını atınca anlamıştı ne yazacağını demek ki buymuş aklımdaki. Yanındaki kadının okuyan gözlerini durdurmak için sol eli devreye girmişti. Kendisinin görebileceği ama O kadının göremeyeceği bir şekilde özenle kapatıyordu yazdıklarını. Ben de şimdi saklayacak birinin yanımda olmamasının huzuruyla yazıyorum yazımı. Klavyede ellerimin hareketlerini izliyorum ilk defa klavyeye boş boş bakmak yerine hangi harflere bastığımın merakıyla yazıyorum yazımı. İçeriden gelen kalabalığın sesiyle güvende hissediyorum kendimi hiç kimsenin ayak sesleri benim odama doğru gelmiyor çünkü. Kalabalık dediysem aldanmayın dediklerime kardeşimin çizgi filmiyle annemin bulaşıklarının sesi karıştı da kalabalık geliyor.. Hep sakin yerlerde yazmaya çalışırdım yazımı camımı kapatır perdemi çekerdim kapımı kapatmakla yetinmeyip kilitlerdim. Yanılmışım ses işiterek yazılmalıymış yazı. Sadece yazmak istenildiği için. Ne yazıldığı pek umursanmamalıymış yazılarda. Kurallar yok sayılıp farklı yerlere bakarak yazılmalıymış. Sessizlik değilmiş yazıları yazdıran, beynini dolduran gürültülermiş. Hayatı satranca boşu boşuna benzetmemiş yazar. Boşu boşuna piyon dememiş insanlara. Bu yüzden diye  eklemiş devamına ''Bu yüzden kimseyi şah yapma hayatına... Senin Şahın seni vezir yapar. Seni kaybederse oyun tehlikeye girer. Ama sen onu kaybedersen Oyun Biter.'' Bu kadarmış meğer hayat bir oyunmuş sadece. Tiyatro sahnesindeki bir oyunla bile alakası yokmuş. Bir tahtadan bir kaç kareden ibaretmiş.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Bir Kitaplaşma Sonucu Daha.. :)

   Ne gelmedi ki? :)


http://kitaptelvesi.blogspot.com/ ile eşleşmiştim :) neyse ki eşleşmişim.. En sevdiğim kitaplarla bir sürü şey geldi :) dolu dolu bir kutunun ardından bu kadar çok şeye sahip oldum... Özellikle de kitaplarr... fazla söze gerek yok! çok teşekkürlerrr Merve ablacımm :) Aramızda bir sürü yaş farkı var tabii...