İNTİKAM


Beğenmediğim sonu, siler baştan yazarım.
Twitter: @iremkucukcongar

12 Ocak 2016 Salı

Katil

Yazıyorum. Sınavların üzerime yığdığı karamsarlıktan kaçıp tüm ders notlarımı kenara itip gecenin bir saati içimi okumaya zaman ayırıyorum. Hayal bulutlarının arasına yığıldım. Fırtınalar gökyüzünü değil bedenimi esir almış bu sefer. Acılarımı bir yere mutluluklarımı bir yere ayırıyorum arabaların hızla etrafımdan geçip gittiği caddenin ortasında. Bir çocuğun bilyelerindeki deseni tek gözü kapalı incelemesi gibi her bir yanımda ayrı duygumun kalıntıları var üst üste yığdıkca görüntülerine hayran kalıyorum. Geçmişimin artıklarıyla donattığım o kuleye kendimi hapsederken o fırtınanın tam eşiğinde darmadağınık savruluyorum. Bilyelerim saçılıyor etrafa. Bilyelerim kayboluyor etrafta.
Bilyelerim...
Ben büyürken bilyelerim...
Bir cam şişe içinde hayatım. Bir bardağı bile dolduramayacak tecrübelerimle her gün biraz daha bilyelerimden duvar örüyorum. Yapay hazlarla donatılan bedenlerin sevişmekten çürümüş dudaklarına çocukluğumun o tüp çikolatasını sıkıp büyüyorum. O simsiyah giysilerimin üzerine bembeyazlar içindeki o kız çocuğu fotoğrafımı atıp ve en sevdiğim ışıkları söndürürken büyüyorum. Hatta büyümeye gecikiyorum tüm duvarları yumruklayıp o savrulduğum caddeden gözlerim bulanık uyanırken duygularımın kayadan artıklarının kalbime battığını fark ediyorum. Yüreğimi elime alsam kana olan aşkından vazgeçer mi, bilmiyorum. Çocukken de böyleydim -boğazımda tıkanmış sesimle- balıklarım da hep onları sevmek için akvaryumdan çıkardığımda ölürdü. Gökyüzünden üstüme avuçlarımdaki ölü balıklarım yağarken ben her saniye biraz daha vücudumu parçalayan kederlerimin ızdırabındayım yerde. Kendimi yaşatabilecek de benken oysaki...
En büyük katilin sevgi olduğu bu yaşamda sevdiğim her şeyin ölmesi suç mu? Onu da bilmiyorum.
Bilinmezlik içinde sürüklenirken cahilliğin o saflık tınısında kalmaya niyetliyim. Ne benimle büyüyen şeytanımı ne de benimle kaybolan meleğimi tanımak istiyorum. Ne de aynada kendimi tabi...