İNTİKAM


Beğenmediğim sonu, siler baştan yazarım.
Twitter: @iremkucukcongar

22 Haziran 2017 Perşembe

Alavarza







Pencereden baktığımda, belki çok önemi olmayan bir akraba ziyaretinde, evde, otobüste, kulaklığımdan son ses yükselen müzikle sokakta, herhangi bir zaman diliminde; kendimle kocaman bi' hayat içinde koşuşturan insanların arasında karşılaşıyorum. Bu karmaşa da kendimle anlaşamıyor hatta kendime yer bulamıyorum. Kaybolmuşum hissine kapılıp aslında hep var oluşumla irkiliyorum. Telefonun ucunda asla olmayacak insanları arıyorum. Çalan veya çalamayan telefonun on saniyelik boğucu sessizliğiyle baş başa kalıyorum.
Bir sınavda optikleri doldurmuş bekliyorum. Kimseyi tanımadığım kalabalıkta üzerindeki yükün ağırlığından titrek olmuş herkesle aynı kaderi paylaşıp onların hiçbiriyle tek kelime konuşmadan sınavdan çıkıyorum. Beraber ölüm sessizliği yaşadığım halde hemde hepsiyle...(Başka ne zaman bir hayat başka hayatlarla bu kadar çok benzer, dönüm noktası veya çarpışma rotası olmadan aynı yerde buluşup aynı sırada susar ki?)
Hatta yine aynı sınavda boş bıraktığım soruları gördükçe bazı optiklerin bile diğer optiklerden daha şanslı olduğunu düşünüyorum. Hatta bazı kitapçıkların bile...
Hayatla çok samimi olduğum bir yılım ne yazık ki daha çok samimi olacağım bir yıla gebe kaldı. Birkaç haftaya doğacak çocuğumuzu özene bezene büyütüp okula göndereceğiz.
Saniyelerin kıymetini fark etmek için bol bol zamanım vardı. Bende asla boş durmamayı tercih ettim. Boş kaldığım kısacık vakitlerde küçük videolar izledim, küçük hikayeler okudum. Uzun süren boş zaman hadiselerini çok hikaye okuyup film izleyerek geçirdim. Yeni tanıştığım diziler, yeni nefes alma fırsatı sunduğum öykülerim oldu. Düşünmekle fazla uğraşmamak için beynimi doldurmaya çalıştım. Sonuç olarak istediğim yere ulaşamasam da yola çıkmış oldum. Yüklü maneviyatımın üzerimdeki etkisini azaltmak için korku videoları izledim. Korku artık bende fazla tesiri olan bir duygu olmamasına rağmen bedenime vaad ettiği hissizlik beni dinginleştirdi.
Önemli olan düzene koyma eylemine girdiğim yaşamımın sırayla olmasada düzgünce ilerlemesiydi. Oldu mu derseniz oldu derim. Yalnızca aradığım şeyin bir çeşit özgürlük olmadığını fark ettim aksine bağlı kalma nedeniydi. Buldum mu, tabiki hayır. Çünkü Freud "Özgürlük medeniyetin insana bıraktığı bir armağan değildir. Hiç medeniyet yokken insanoğlu daha  özgürdü" derken haklıydı.
Peki ya bir çeşit mutluluk?
Bu da henüz cevabını veremeyeceğim vahşi bir kavram olarak burada kalacak galiba.