İNTİKAM


Beğenmediğim sonu, siler baştan yazarım.
Twitter: @iremkucukcongar

22 Ağustos 2017 Salı

Şarap Renginde

"Yara derken şunları kastediyorum.
Yara:1. Yeteneksiz şairlerin kederlerini anlatmak için habire kullandıkları sözcük
         2. Tabiattaki tek fazlanın ne olduğunu bilerek kanayan, kalpte oluşan derin kesik
         3. Gövdenin alçak sınırlarını ihlal eden tehlikeli oyuk." Onur Bayrak- Şairi Öldürdüler

Gölgeler, alışılagelmişliğin ve hayatın tüm rutininin tek farklılığı. Güneşe tapmasa kısalıp uzayarak yorulmayacak oysaki. Yokluğu devredışı bırakıp bize kendimizi her ışığın olduğu yerde hatırlatırlar. Ama yaraların gölgesi olmaz. Gövdenin alçak sınırlarını ihlal eden tehlikeli oyuğun gölgesi, bedeni kavurduğu halde gözükmez sokakların tozlu, gri zeminini siyahlaştrmaz. Ve gölgesi olmayan şeyler öldürmez. Ama kırmızıya boyar. Oyuktan parçalanırken sen siyahlık kırmızı olur. Gölgende görmediğinden derin kesiği tam sanarsın kendini bütün olduğunu sandığın için yürümeye devam edersin. Ardında o şarap rengi sıvının izi kalır ve gölgen altından sıyrılıp gider sadece.

31 Temmuz 2017 Pazartesi

Güzlerden

Masa lambam çok sıcak yine
Saatlerdir kağıt başında bir sürü şeyi olduramadım
Kelimeleri hesaplayıp tek tek sıraya dizsem de
Hiçbir öykü diğeriyle barışmadı
Beynimde karışmış bir sürü sahne
Hepsini not aldım kitaba eklerim diye tasarlayıp
Her şey tamam derken kurgularımı karıştırmışım
Sil sil yaz neydi ki hayat
Hiçbir şey olmamak dışında
Yaşasaydım Alavarza'da cidden olmayacaktı bu kadar hata
Gel gör ki sokaklarda hep leş var
Kussaydım hayata veya küfretmeseydim insanlara
Dua edince yener miydim kaderimi o zaman, geçer miydim gül kokulu sokaklardan(gülün kokusunu bilmem ki ben lan)
Duyduğum acılar, gördüğüm hatıralardan gebe.
Her şeyi mahveden insanmış biz zaman sandık kusura bakma Einstein seni de ağlattık.

22 Haziran 2017 Perşembe

Alavarza







Pencereden baktığımda, belki çok önemi olmayan bir akraba ziyaretinde, evde, otobüste, kulaklığımdan son ses yükselen müzikle sokakta, herhangi bir zaman diliminde; kendimle kocaman bi' hayat içinde koşuşturan insanların arasında karşılaşıyorum. Bu karmaşa da kendimle anlaşamıyor hatta kendime yer bulamıyorum. Kaybolmuşum hissine kapılıp aslında hep var oluşumla irkiliyorum. Telefonun ucunda asla olmayacak insanları arıyorum. Çalan veya çalamayan telefonun on saniyelik boğucu sessizliğiyle baş başa kalıyorum.
Bir sınavda optikleri doldurmuş bekliyorum. Kimseyi tanımadığım kalabalıkta üzerindeki yükün ağırlığından titrek olmuş herkesle aynı kaderi paylaşıp onların hiçbiriyle tek kelime konuşmadan sınavdan çıkıyorum. Beraber ölüm sessizliği yaşadığım halde hemde hepsiyle...(Başka ne zaman bir hayat başka hayatlarla bu kadar çok benzer, dönüm noktası veya çarpışma rotası olmadan aynı yerde buluşup aynı sırada susar ki?)
Hatta yine aynı sınavda boş bıraktığım soruları gördükçe bazı optiklerin bile diğer optiklerden daha şanslı olduğunu düşünüyorum. Hatta bazı kitapçıkların bile...
Hayatla çok samimi olduğum bir yılım ne yazık ki daha çok samimi olacağım bir yıla gebe kaldı. Birkaç haftaya doğacak çocuğumuzu özene bezene büyütüp okula göndereceğiz.
Saniyelerin kıymetini fark etmek için bol bol zamanım vardı. Bende asla boş durmamayı tercih ettim. Boş kaldığım kısacık vakitlerde küçük videolar izledim, küçük hikayeler okudum. Uzun süren boş zaman hadiselerini çok hikaye okuyup film izleyerek geçirdim. Yeni tanıştığım diziler, yeni nefes alma fırsatı sunduğum öykülerim oldu. Düşünmekle fazla uğraşmamak için beynimi doldurmaya çalıştım. Sonuç olarak istediğim yere ulaşamasam da yola çıkmış oldum. Yüklü maneviyatımın üzerimdeki etkisini azaltmak için korku videoları izledim. Korku artık bende fazla tesiri olan bir duygu olmamasına rağmen bedenime vaad ettiği hissizlik beni dinginleştirdi.
Önemli olan düzene koyma eylemine girdiğim yaşamımın sırayla olmasada düzgünce ilerlemesiydi. Oldu mu derseniz oldu derim. Yalnızca aradığım şeyin bir çeşit özgürlük olmadığını fark ettim aksine bağlı kalma nedeniydi. Buldum mu, tabiki hayır. Çünkü Freud "Özgürlük medeniyetin insana bıraktığı bir armağan değildir. Hiç medeniyet yokken insanoğlu daha  özgürdü" derken haklıydı.
Peki ya bir çeşit mutluluk?
Bu da henüz cevabını veremeyeceğim vahşi bir kavram olarak burada kalacak galiba.

17 Nisan 2017 Pazartesi

Yalnız Kalmama Adıına

Neyin eksikliğiydi bu? Veya neyin olmasını isteyipte olduramamıştım bu kadar? Hangi duygu hangi hayal sürüklenmişti benimle bugüne?  Neye sahip çıkmam gerekiyordu ve neyin bana sahip çıkması lazımdı?
Şu günün yarını vardı elbette ama dünü kim affedecekti. Saçlarımda beyazlar belirdiğinde ne için özür dileyecektim kendimden? Hata yapacağım diye korkmaktan nelerden geçtim de geldim buralara? Ölmeyi hak etmek gerektiğine inanmadım mı bugüne kadar öyleyse nerede dopdolu hayatımın renkli sayfaları? Karalamışım her şeyi.
Kimler için neler için tüketiyorum ömrümü? Hangi varlık tanımlayabilir beni bana? Hangi mutluluğa acıktı bu içimdeki yaratık? Niye doymuyor bi türlü? Neden hala sığınmak istediğim köşelerim var evde?Neden hala korkup kaçıyorum gök gürültüsünden?
Niye aşamadım kendimi hala?
Tuttum kolumdan kendimi bazen caddenin bazen insanların ortasına attım yine de alışamadım kalabalığa.
Kargaşa ve gürültü... Beni içine çekip yok ederken ben çığlık atıyordum hala. Hangi savaşın düdüğü bu hangi meleğin tılsımı kulaklarımdaki? Gözlerimde gördüğüm hapishane nerede? Milyon tane af uğradı etrafıma ben çıkamadım hala açılmadı kilitlerim. Buradayım. Dönüp dolaşıp kendimi bıraktığım yerde buluyorum. Bir adım atmamış hiç akıllanmamış ellerini açmış emirlere tabi bir irem olarak bizzat kendimi o çok güçlü görünmeye çalışmamın aksine içimdeki aciz mizacın dışavurduğu o yerde dediğim gibi o bıraktığım şekilde buluyorum. Bunca sorunun ağırlığı beyninde birikince uyuyakalmış bir irem olarak buluyorum kendimi orada. Parmak ucumda usulca ilerleyip uyandırmıyorum kendimi. Ses çıkarmadan ayakucuma uzanıyorum kendimin. Bedenimin hiç uyanmayacakmıs gibi yatısına bakıp hatırasına saygı duymaya karar veriyorum. İyi geceler diliyorum vücuduma güneş kendini kızıl-mavi göstermeye başlayınca.