İNTİKAM


Beğenmediğim sonu, siler baştan yazarım.
Twitter: @iremkucukcongar

20 Eylül 2016 Salı

İtirafıma itirazım var

Şaşkınlıkla çemkiriyorum kendime sessizce. Bunca yılın yolundan şaşmayan izleri var üzerimde.
Asla eğitemediğim korkularım bir türlü silemediğim duygularım var. Düşüncelerimin karamsarlıkla dolu olduğunu, hatıralarıma, yaşantımın ümit kırıntılarına dahi kötümser baktığımı farkındayım. Ne göğe ne yere sığdığımı... Hayallerimde canlandırdıklarımla bütünleşip nefes almaya çalıştığımı biliyorum. Yaşamın ayaklarımı yerden kesen heyecanları veya bana teslim olmayı öğreten kazançları yok. Bunların bilinciyle henüz yitirmediklerime sahip çıkmaya çalışıyorum. Sahip çıkmaya çalıştıkça yıpranıyorum. Sakin ol, olağan davran, beklenti içinde sürünme, umarsızca bekle sadece diye diye kendime konuşmaya mecalim kalmadı ama yine de dinlemiyorum kendime anlattıklarımı. Böyle nasıl bir şey hemen anlatayım... Oturuyorsunuz elinizde kahveniz belki önünüzde filminiz kısacası hayatla bağlantısı olmayan herhangi birinin üzerindeki mutluluktan var bedeninizde. Filmin hiç beklemediğiniz bir yerinde aniden sizi sarmalayan bir düşünce beliriyor kafanızda ve daha sonra onunla bağlantılı onlarcası ellerinizden başlayıp vücudunuzu bir korku sarıyor. Olmayan belki de asla olmayacak ihtimaller üzerine korkup hayatınızı bunlar olmasın diye farklı yönlere çekmeye çalışıyorsunuz, önlem alıyorsunuz. Belki tonlarca yalanla aklınızdakileri kimseye anlatmadan korktuklarınız olmasın diye kısa süreli panik atakla insanları gece gece bu neydi şimdi düşüncesiyle baş başa bırakıp uyuyorsunuz. Ertesi gün beyninizle baş başa kaldığınız zamana kadar yalanla kaplanmış huzur oluyor üzerinizde. Amacınız sadece gülmeyi serbest hale getirmek. Oysaki siz hariç herkes rahat ve en kötüsü sizin düşündüğünüz ihtimallerden uzak..... Boşu boşuna korkuyorsunuz. Bunu bilip niye böyle davranıyorsun demeyin. Evvela korku bağımlılık yapıyor. Hem de ne bağımlılık... Böyle katman katman yerleşiyor size. Savaşma telaşı mi varolma hedefi mi rahat bi' hayatın içinde yaşayan herkesin ölüsünün unutulmasından mıdır nedir zaten kötü olan hayatımı dibe indiriyorum sürekli. Dostoyevski'nin her başarılı romanının sonucunda kazandığı iyi miktarda parayı gidip kumarhane de kaybedip kendini tekrar roman yazmak zorunda bırakması aklıma geliyor. Dostoyevski bile yenik düşüyor işte içindeki telaşa diyip avunuyorum. İçindeki bu korkuyu bastıramayan herkesin farklı şekillerde bunu dışavurduğunu anlıyorum yani umuyorum. Herkesin her gece rahat uyuyabilmek adına kendini kendi ayakları altında eziyor olmasını umuyorum. İyi geceler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

çok farklı bakış açıların var :)