İNTİKAM


Beğenmediğim sonu, siler baştan yazarım.
Twitter: @iremkucukcongar

1 Temmuz 2016 Cuma

AH Pessoa

Uzun zaman yazmazsam kendime, yazılarıma hatta okuduklarıma bile çekingen yaklaşmaya başlıyorum. Sonsuz bir korku oluyor elime kalemi alıp boş bir sayfanın başına geçtiğimde. Hangi cümle nerede başlar, hangi işaret nerede kullanılır unutmuşum hatta hiç öğrenmemişim gibi kalakalıyorum bir müddet;  başla diyorum sonra kendime devamı gelecektir elbet. İlelebet en yakın dostunun kalem olmasını isteyen biri için bu durum korkunçtur mutlaka uzak kaldığınız her dakika bedeninize ağırlık yapar ruhunuz. Eskiden yazdıklarınızla veya yazılanlarla boğuşup vakit kazanmaya çalışırsınız ama nafile. Bir kere gelmiştir yüreğinizi inleten bu acı. Yeni bir yaşanmışlık olmadan anlamsız gelir belki de aynı şeyleri defalarca kez karalamak rahatsız eder. “Boğuyor muyum,  etrafımdakileri?”  Onların mutluluğa mesafesiz hayatlarında kalabalık mı yapıyor beynimdeki birikimlerim yoksa aksi halde farklı bir hayat tavrı mı herkes için? Varolduğum toplumdaki insanları tek tek tutup sormaya erineceğim ve sorsam da anlaşılmayacağım için bunları cevapsız sorular kısmına iteliyorum hemencecik.  Sizin gülmek için koşmanız gerekir çünkü onlar yanıbaşlarındaki kahkahalarını çantalarına, ceplerine sığdıramazlar. Siz ölümle burun buruna yaşayıp hayatın her mertebesini tattığınızı bilirken onlar hep oldukları yerde gezinip hep olacakları yerde kalırlar. Duyarsız ve yetersiz pis bir kalabalığın içinde Pessoa’nın dediği gibi “Hayatta ne başarıya ulaşabilmiş, ne de her şeyi elinin tersiyle itmeyi becerip öbür türlü başarı kazanabilmiş o isimsiz kalabalıkta eriyeceğim.” Eriyecektik.  Artık bir süre sonra anlaşılmak ve anlamak arasındaki o derin uçurumdan yuvarlanmaya korkup yalnızlığa bürünmüş buhranınızla üretken olmaya kendinizi kilitlersiniz. Yıllardır süregelen düşlerinizi gerçekleştirmek ve ^içinizde yaşayan^ farklı fikirlere sahip hemen hemen aynı yaşlardaki kalabalığın –onlar insan mı değil mi bilinmez ve bizce önemsenmez- beklentilerini çürütmemek adına sıkı sıkı dolarsınız vücudunuzu kaleminize. Bitmiştir artık, o aylak mizaçlı tipi –içinizdekilerden biri- darağacına çıkarabilirsiniz. Onu ölüme terk ederken son dileğini asla sormamanız gerekir. Ölecek olan biri artık yalan söylemez çünkü. İstekleri ömrünüz boyunca sizi uyutamayacak nitelikte güçlü, doğru olabilir ve bu yalana boyanmış dünya da bilirsiniz işte gerçekler can yakar. İçindeki tembellikten arınmış çalışmaya meyilli herkes gibi artık yeteneklerinizi kullanmaya yeterli ışık vardır.  Kelimeler beyninizde dönüp dururken gözlerinizi kapatıp tutabildiklerinizi kenara ayırırsınız. Tiz bir ses çok kısa bir süre içine kulaklarınızı doldurup sizi ellerinizi kullanamayacak bir hale getirene kadar kurtarabildiğiniz kadar sözcüğü zihninizin karanlık safhalarından çıkarırsınız. İçinizdekiler de bir telaş sizin elleriniz titrek olmuş artık yazabilmenin heyecanıyla ağzınızdaki şekerin tadını unutmuşsunuz -az sonra da onu yutacaksınız-. Etrafınızdaki kendini kanıtlamış veya adı bile kalmamış ecdatlarınızın artık hayal olduğuna inanıyorsunuz. Yaptıklarınızın ve çabalarınızın koskocaman birer hiç olduğunu kavradınız. Yanılsama mı yansıma mı karar veremediğiniz tonlarca halisünasyonunuz var. Emin bile olamıyorken soluğunuzdan başlayabildiniz mi yazmaya? Oluyor mu şuan? Kötülüğü, iyiliğiyle düşünmekten yoksun insanları da kovdunuz ya oluyor mu? Çekingenlik ve bir tutam karamsarlıkla oldu bence yazarlığa soyunuşunuz… Ama yok yazamıyorsunuz. Yoksa içinizdeki aylak mıydı yazmayı bilen? Az önce şahit olduğumuz ölümle kendi hayallerinizi mi idam ettirdiniz yoksa? Biri ve çoğu fark etmez artık salıverin içinizdekileri o zaman… Darağacında randevunuz var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

çok farklı bakış açıların var :)