İNTİKAM


Beğenmediğim sonu, siler baştan yazarım.
Twitter: @iremkucukcongar

30 Ekim 2014 Perşembe

Bir Meksika Mahkumu

Tanıdığım kalabalığın sesinde, yorgunluğun, bıkmışlığın ve tükenmişliğin yanıbaşımdan ayrılmadığı bugünlerde kendimle karşılaştığım her dakika kaleme sarılıyorum.
Cümlelerin dostluğu ve kağıdın sırdaşlığıyla belli belirsiz mum ışığında yazıyorum.
Kelimeleri özenle seçmekten ırak tek bir fikir de odaklı kalabilmek adına karalıyorum.
Aynı anda birçok duygunun, eş zamanlı apayrı düşüncelerin zihnimi esir ettiğini farkındayım çünkü olaylara dikkatimi verememem fazla olası...
Yapılması gereken ve benden umulan her şeyi sıralarsak midemi bulandıran insanlara kusabilirim.
Meksika hapishanesi gibi beynim normallerin tüyleri ürperir...
karanlıklarda zincir sesleri, ışıklarda ben sucluyum diye bağıran mahkum kıyafetleri.
Sözlüğümdeki kelimelerin anlamları kayıp,  aranıyorlar.
Tanımlar karışıyor birbirine en sevdiğim şarkının ritmiyle açabiliyorum kilitleri.
Ancak umursamazca gülümsemek kırabiliyor rutubetten pas tutmuş parmaklıkları.
Celisiyorum. Sosyal hayatta tüm özgürlükleri sağlayan ama devlete dair her şeyde halkını yüklü bir ödeme altında bırakan amerika yönetimi gibi
Zamanında batıyı şimdilerde de arapları benimsedigimiz ve kulturluyuz diye savundugumuz biz gibi
Izlediğim her filmi, her diziyi, dinlediğim her müziği silmek istiyorum beynimden.
Ayna da kendiyle göz göze gelince gülümseyen bir bebek gibi en savunmasız, en salak ama en masum kirpikleri hiç ıslanmamış
Yükümlendiremiyorum kendimi hükmetmek istemiyorum kendime.
Her ortamın tadına bakıp her insanı tek tek gözetlediğim halde hala yanılabiliyorum yalanlarla
Bugün...
Allah için bir damla gözyaşı döken cennete gider diye saatlerce ağlayan bizi de ağlamamız için zorlayan öbür dünyaya bile illegal yaklaşan anafen hocalarımız gibi sahte....
Düşünmeyi öğrenmeden konuşmaya çalışan tüm diğerleri gibi mantıksız olmak istiyorum.
Herkesin Atatürk'e taptığı sınıfta Atatürkçü Düşünce sistemi nedir diye sorulunca sus pus olmuş kalkmış atmış sallamış saçmalamış ayni atmosferi soluduğum bu insanlar gibi kendimi kısıtlamam lazım belkide.  -hic düşünce sistemi diye bir kavram olur mu? Özgür düşünelim özgün olalım diye laikliği getiren bu insana haksızlık değil mi onun gibi düşünmek için sistem yaratmak.  Amaç onun gibi düşünmek değil,  onun gibi görebilmek.  O gereğinden fazla iyi bir lider ve böyle kalması yeterli ilahlastirmaya gerek yok-
tayyip'e söven ve -ben objektifim insanların neye dayanarak birilerine laf ettiğini merak ediyorum- niye sövdüğünü sorduğumda eğer onu seversem açık giyemem diyen bir zihniyete bu ülke emanet edilecekse...
Ben dışardan baktığımda insanları ayırabiliyorsam sağcı solcu diye ve bu büyük olasılıkla doğru çıkıyorsa...
Insanlar savundukları kavramları bilmeden susmuyorlarsa....
Eğitim veriyoruz ayağına ailelerimize kufreden bu yönetimin inadına...
her şeyimi tamamladığıma emin olup ıssız ve sessiz çekip gitmek tam benlik olacak galiba.

Neyse esiyor hafif hafif dolunay, mum da söndü, dedemi de kaybettim gözden içeri gidiyorum ben...
önemli bir şey yoktu zaten. Dedim ya "Tüyleri ürperdi normallerin."

1 Ekim 2014 Çarşamba

birkaç göz daha buldum gözlerimde

Biliyorum ben hariç var bir hayat içimde. Aynaya baktığımda bana bakan tek çift göz sadece  ben değilim en azından....
 Ne susuyorlardı ne de cevap arıyorlardı sorularına... Cevapsız kaldım. Sorusuz bıraktılar. Geleceğin acı izlerini ruhumun izbelerine taşımaya ayaklandim düştüm
Serzenisler dudaklarımdan akmayı bıraktığında anlayabileceğim dunyaya son defa baktım Çektim ayaklarımi govdeme bastırdım. Tam ortasında yatağımin bir yastık bir yorgan ışıktan rahatsız kapattım gözlerimi. Telefonumu aldım elime ses cikardı. seslerim uyanır diye urktum bıraktım. Kapılar çarptı bağırdı apartmandakiler irkilmedim bile. Sustum. Pusum içimin karanlığında dışım aydınlık gözlerim kapalı fark etmiyor ruhum ışıkları
Kim var bilmiyor hissediyor nefesleri duyuyor soğuklar kusuyorum benligim sunuyor comertligini hucrelerime hucrelerim isyan ediyor dusuncelerime   Sarapnel parçası kavuruyor bedenimi.  En dibinde en eski ama en güzel yerinde tüm o ben duygularımı benim olanları parcalıyor. Yalnızlığın acı sessizliginde benim hep sevdiğim suskunluktan farklı bir tat var. Icımdeki yaşamları uyandıran bir sesle kalkıyorum yataktan aynaya gidiyorum makyajı akmis yüzüm kollarim mosmor.  soruyor yansimam kolundaki izler ne? Kavga ettim diyorum.  gülüyor, kiminle diyor kucumsuyor. Kendimle diyorum seni içimden söküp atmak için kendimle kavga ettim bugün.  ama çıkmadim diyor bak bana senden daha çok sana sahibim...

''Görmekle görmemek arasındaki boşluğun acımasızlığıyla tüm insanlara tiksinerek bakıyorum.
Dillerine doladıkları karakterleri es geçtiğinizde bomboş kalıyorlar.
Gözyaşlarını içlerindeki hiçlikten esaret birer iz olarak sunuyorlar''

Bazen tamam artık yeter vazgeçiyorum bu kadarı da fazla derken size sizi hatırlatan bir şeye sığınmak gerekiyormuş.
Sanal gerçek soyut somut ayırmadan sadece özlediğiniz sizden bir parça yeniden hayata bağlayabilir.
Saklandığım bunca zamanın içinde umut ışığını görünce hiç durmadan koşuyorum.
Yıllar öncesinden beni ben yapan değerlerimin kayıtlı olduğu...
Hatalarımın, dışavurumlarımın sahibi olduğum, dünyam dediğim kapının anahtarıymış meğer bilgisayarım.

Sustukça büyüyorlar..
Kimler?
Kelimeler. Biz sustukça onlar cümle oluyor.
Belkide sessizlikte gerçeğe dönüşüyorlardır.
Onların gizli güçleri mi suskunluk?
Gizli silah diyelim.
Ne kadar gizli?
Çok.
***
Alışmak kolay da vazgeçmek zor.  Varlığına alıştığın insanlardan vazgeçemiyorsun.

Ömrünüz elinizdeyken. Değişimlere açıkken hayatlar.. Ne kadar mantıklısınız?,
Ben değilim hem de hiç. Kendimi sorgulayacak kadar mantıklıyım... ama dürüst cevap verecek kadar değilim.
Her zaman kalbimi yönetebildiğime inanırdım fakat olmuyormuş.
Acım kendime..
Kimi ilgilendirir ki, hayatım? Hangisi hangi anımda yanımda olabilecek sanki...
Ne zaman, ne beni bekliyor...
sorular neden karışık bu kadar.
Her cevaplayamadığım soru ilerde yüzüme kırışıklık, saçıma ak olacak biliyorum. Ama olmaz ki... Kendime dürüst olduğum her an ölüm benim için.
İçimdeki o uslanmaz duygulara sevgilerimlee...